kendini vatan kahramanı sanan ordu mensuplarının, aslında bu ülkeye yaptığı en büyük vatan hainliğinin sonucunda yaşanan, ülkeyi elli sene geriye götüren çağ dışı durumun tarihitir.
akp'nin geçen yılki referandumda yargıyı ele geçirmek için kullandığı ve asla hesap soramayacağı darbedir. çünkü akp de bu darbenin ürünüdür. bunu odatv'den mehmet ali güller, "akp 12 eylül'den hesap soramaz" başlıklı yazısında bunu belirtmiş. işte o yazı:
12 Eylül halk oylamasına sunulan anayasa değişikliğinin hedefinin, yargıyı teslim almak olduğunu defalarca yazmıştık. "12 Eylül'den hesap sorulacak" safsatasının da, "yetmez ama evetçi" bir destek bulmaya dönük taktik olduğunu belirtmiştik. Zaman gerçeği tescilledi. AKP'nin anayasa değişikliğiyle önce HSYK genişletilip, ele geçirildi. Ardından HSYK'nın belirlediği yeni "blok" üyelerle Yargıtay ve Danıştay başkanlıkları ele geçirildi.
Bu arada 12 Eylül halkoylamasının üzerinden tam 9 ay geçti ama 12 Eylül'le hesaplaşma yaşanmadığı gibi olmamış sözde darbeler üzerinden, TSK'ya balyoz üstüne balyoz vuruldu!
9 aydır bekleyen hesap sorma işi, nedense, tam da seçimlere bir hafta kala uygulanmaya başladı. Aynı günlerde dönemin Deniz Kuvvetleri Komutanı Ora. Nejat Tümer'in de ölmesiyle, sadece dönemin Genelkurmay Başkanı Org. Kenan Evren'e ve Hava Kuvvetleri Komutanı Org. Tahsin Şahinkaya'ya darbenin hesabı sorulabildi(!)
Peki, bu sor(g)ulama ne anlama geliyor, bu müsamere nasıl izlenmeli?
12 EYLÜL'LE HESAPLAŞMA DEĞiL, SEÇiM TAKTiĞi
1.) 9 ay durup, seçimlere bir hafta kala 12 Eylül generallerine hesap sorma işi kuşkusuz bir seçim taktiğidir. AKP, 12 Eylül halk oylamasında, sırf bu hesap üzerinden anayasa değişikliğine "evet" diyen yüzde 6-8 oranındaki kitlenin desteğine yine ihtiyaç duyuyor.
12 Eylül'ün yarattığı Türkiye şartlarının ürünü olan AKP iktidarının 12 Eylül'den gerçekte hesap sormayacağı bir yana; Evren'e "sizin desteğinizle istanbul'u uçururdum" diye iltifat eden Başbakan Tayyip Erdoğan'ın, Evren'i Çankaya'da ağırlayan Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün ve Evren ile Manisa'da açılış peşinde koşan Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç'ın, Evren'den hesap sormayacağı, soramayacağı da ortadadır!
2.) Evren ve Şahinkaya'ya güya 12 Eylül'ün hesabının sorulduğu operasyon çerçevesinde öne çıkarılan iki konudan biri, darbeci generallerin, pişman olmadıkları, bugün olsa, yine darbe yapacaklarıydı!
"Eskiler hala darbe yapmaktan bahsettiklerine göre, bugünküler de kesin darbe yapmak istiyordur" düşüncesinin, kamuoyu bilincinde hâkim kılınmaya çalışıldığı açıktır, ortadadır.
3.) Aydınlık, seçim sonrası iki eski Genelkurmay Başkanı'nın darbecilikten tutuklanacağını deşifre etti. 367 krizinin yeniden gündeme getirilmesi Aydınlık'ın "Karadayı ve Başbuğ'a operasyon" uyarısını doğrularken, Başbakan Erdoğan'ın bir tv programında "belki başkaları da var" demesi, operasyonun sinyalini belirginleştirdi. *
Öte yandan iddianamede yer alan "Ergenekon demek, TSK demektir" esasına uygun süren tertibin son aşamasında, seviye bir rütbe daha yükseltilmiş ve görevdeki en üst rütbeliye, yani ilk defa bir Orgeneral'e uzanılmıştı.
işte Evren'e sözde hesap sorulması, Genelkurmay Başkanlarına sıçratılacak yeni aşamada, aynı zamanda işi kolaylaştıracak, yoldaki dikenleri temizleyecekti!
ABD-12 EYLÜL iLiŞKiSi PERDELENiYOR
4.) Evren ve Şahinkaya'ya, güya 12 Eylül'ün hesabının sorulduğu operasyon çerçevesinde öne çıkarılan ikinci konu ise "ABD'nin perdelenmesi" olmuştur!
Geçenlerde ölen CIA şefi Paul Henze'nin, darbe olduktan hemen sonra ABD Başkanı Jimmy Carter'ın kulağına söylediği "our boys did it", yani "bizim oğlanlar yaptı" şeklindeki tarihi sözünün belgelediği darbe-ABD ilişkisi, 31 yıl aradan sonra, bu vesileyle belleklerden temizlenmeye çalışılıyor!
Savcının bu sorusuna Tahsin Şahinkaya'nın verdiği yanıt çarçaf çarşaf gazetelerde yer alıyor. Güya ABD Genelkurmay Başkanı, darbeden sonra Şahinkaya'ya sitem etmiş ve "11 Eylül günü birlikte kahvaltı yaptık, bana müdahaleyle ilgili bir şey söylemedin" demiş! Bu sözler, tv ve gazetelerden, "ABD'den icazet alınmamış" başlığı ile kamuoyunun belleğine yerleştirilmeye çalışılıyor iki gündür!
12 EYLÜL YÜRÜRLÜKTE
12 Eylül'e 12 soru soran savcı da en az Erdoğan-Gül-Arınç üçlüsü kadar iyi biliyordur ki, 12 Eylül'ün yarattığı zeminde ayaktadırlar! Çünkü Türkiye'yi dünya ekonomik sitemine entegre etmek, serbest piyasa ekonomisine geçirtmek üzere uygulanan silahlı siyasetin adıdır 12 Eylül! Ve Özal'ıyla, Çiller'iyle, Erdoğan'ıyla da 30 yıldır yürürlüktedir!
12 Eylül sadece hapishaneler, tutuklamalar, sadece işkenceler ve sadece idamlar değildir!
12 Eylül özelleştirmedir, kamunun malını haraç mezat satmaktır küresel tekellere... 12 Eylül, Özal'ın yasaları hiçe saymasıdır, Çiller'in "son sosyalist devleti de yıktık" diyerek kadeh kaldırmasıdır. 12 Eylül, emekçileri örgütlerinden kopartmaktır, gençlere siyaseti yasaklamaktır. 12 Eylül, ABD'nin "yeşil kuşak" politikası ve "ılımlı islam" hedefi doğrultusunda, topluma Sünni ideolojiyi hâkim kılmaktır. 12 Eylül, Türk-Kürt ayrılık tohumlarını ekmektir, "Kürt diye bir şey yoktur" diyerek, Kürtçeyi yasaklayarak... 12 Eylül Atatürk devrimiyle hesaplaşmaktır, yerine Natotürkçülük yapmaktır. 12 Eylül aynı zamanda TSK'ya darbedir, Kemalist subayların ordudan atılmasıdır, tasfiyesidir.
Tarih sınıf mücadeleleri tarihidir. Askeri Darbeler, ülkemiz tarihi incelendiğinde 12 Mart 1971 ve özellikle 12 Eylül 1980 darbeleri öncesi gelişen sınıf mücadelesini engellemek, yok etmek ya da geriletmek adına emperyalizm ve yerli burjuvazi'nin bizim gibi ülkelerde başvurduğu temel bir yöntemdir. 12 Eylül askeri darbesi,ilerici ve devrimci görülen her şeye saldıran, kitlelerin pasifize edildiği, demokratik kurumların yerle bir edildiği, sonuçları ve yarattığı toplum modeliyle bu ülkenin gördüğü en kanlı ve etkili askeri darbesidir. 24 Ocak 1980 Ekonomik Kararları'nın uygulamaya sokulduğu 12 Eylül döneminde:
*650 bin kişi gözaltına alındı ve 90 güne varan gözaltı sürelerinde ağır işkence gördü,
*1 milyon 683 bin kişi fişlendi,
*Açılan 210 bin davada 230 bin kişiSıkıyönetim Mahkemeleri'nde yargılandı,
*7 bin kişi için idam cezası istendi,
*517 kişiye idam cezası verildi,
*124 kişinin idam cezası Askeri Yargıtay tarafından onaylandı,
*Haklarında idam cezası verilenlerden 50'si asıldı (18 sol görüşlü, 8 sağ görüşlü, 23 adli suçlu, 1 ASALA militanı),
*idamları istenen 259 kişinin dosyası Meclis'e gönderildi,
*71500 kişi Türk Ceza Kanunu'nun 141, 142 ve 163. maddelerinden yargılandı,
*98404 kişi "örgüt üyesi olmak" suçlamalarından yargılandı,
*388 bin kişiye pasaport verilmedi,
*30 bin kişi "sakıncalı" olduğu için işten atıldı,
*18525 kamu görevlisi hakkında soruşturma açıldı,
*14 bin kişi "yurttaşlık"tan çıkarıldı,
*30 bin kişi "mülteci" olarak yurtdışına gitti,
*366 kişi "kuşkulu bir şekilde" öldü,
*644 cezaevindeki toplam hükümlü ve tutuklu sayısı 52 bin kişi,
*Cezaevlerinde toplam 299 kişi yaşamını yitirdi,
*171 kişinin "işkenceden öldüğü" belgelendi,
*144 kişi kuşkulu bir şekilde öldü,
*14 kişi açlık grevinde öldü,
*95 kişi "çatışmada" öldü,
*73 kişiye "doğal ölüm raporu" verildi,
*43 kişinin "intihar ettiği" bildirildi,
*937 film "sakıncalı" bulunduğu için yasaklandı,
*23 bin 677 derneğin faaliyeti durduruldu,
*3 bin 854 öğretmen, üniversitede görevli 120 öğretim üyesi ve 47 hâkimin işine son verildi,
*400 gazeteci için toplam 4 bin yıl hapis cezası istendi,
*Gazetecilere 3 bin 315 yıl 6 ay hapis cezası verildi,
*31 gazeteci cezaevine girdi,
*300 gazeteci saldırıya uğradı,
*3 gazeteci silahla öldürüldü,
*Gazeteler 300 gün yayın yapamadı,
*13 büyük gazete için 303 dava açıldı,
*39 ton gazete ve dergi imha edildi,
*Bilim ve Sosyalizm yayınlarına bir yargı kararı olmadan sadece Sıkıyönetim Komutanının emri ile el konuldu ve 133607 adet kitap imha edildi,
*Darbenin ilk altı ayında 123; dokuz ayında 175, 1981 yılının sonunda tam 268 yasa çıkarıldı.
12 Eylül askeri darbesi tarafından idam edilen yiğit ve güzel insanlar adına 12 Eylül darbecileri yargılansın diyenlere (kim,kimi nasıl ve kim adına yargılayacak ?)
12 eylül askeri faşist cuntasının ve yaratıcılarının halkın gözünde çoktan tarihin çöplüğünde yerlerini aldıklarını ve yargılandıklarının bilinmesini isteriz.
lanetli bir gündür, askeri darbeyle birlikte yaşananlar, insanlık suçları, ölümler, kısıtlamalar, bağımlı ekonomi v.b. v.b., bu şahsi görüşümü anlatan kısa cümleden sonra asıl mevzuya gelmek isterim.
efenim o gün annem ve babam yılda sadece bir kere hatta birkaç yılda bir kere yaşadıkları küçük kasabadan çıkmalarına bir örnek olabilecek fuar gezisine hazırlanmaktadırlar.(izmir enternasyonal fuarı) zaten bütün günleri ve geceleri birbirinin aynısı olan bu insanlar için bu gezinin anlam ve önemini belitmeme gerek yok. en güzel giysiler giyinilir, aylardır denkleştirilen paralar cüzdana özenle koyulur ve bir saat yürüyerek ulaşılacak karayoluna doğru yola çıkılır.
yolda gayet neşeli, umutlu, heyecanlı adımlarla ilerlenir veeee ilk araca ulaşılabilecek noktaya gelindiğinde askerler, panzerlerle karşılaşılır. anlaşılır ki o gün o fuara gidilemiyecektir, kuğulara binilemeyecek, dönme dolabın izmir manzarasına ulaşılamayacaktır.
şimdi annem ile sohbeti geçince şöyle diyor;
fuara gidemediğime o kadar üzülmüştüm ki ne darbe, ne askerler, ne ülke hiç bir şey umrunda olmamıştı, aradan gecen on yıllara rağmen ne zaman konusu geçse ben yitirelenlerden çok o fuarın göz alıcı ışıklarını düşünür, üzülürüm..
yani o lanetli gün bizim umutlarımıza, sevinçlerimize, inançlarımıza, yaşam azmi ve paylaşma gayemize hem evrensel hem de günlük bireysel yaşamımızda bent vurmuş, kara çalmış olandır.
sadece 12 eylül darbesini yapanları değil, ülkenin 12 eylül öncesi kan gölüne dönmesine, kardeş kavgalarının yaşanmasına, kentlerde kurtarılmış bölgelerin oluşmasına neden olan ve kendi siyasi ikballeri uğruna tüm yaşanan acılara göz yuman siyasileride sorgulamamız gerekmektedir.
Ama bunu sorgulayacak ne bilgi birikimine ne de demokrasi kültürüne sahip bir milletiz. Çünkü bu hakltır 12 eylül anayasasına % 94 evet diyen ve yine bu halktır 12 eylül anayasından kurtulma propagandalarına kanıp referamdumda evet diyen. Yine bu halktır 12 eylül paşalarını baş tacı eden, ama yine aynı halktır ülkeyi 12 eylül kaosuna sokan siyasileri daha daha sonra başbakan ve cumhurbaşkanı yapan.
ülkeyi senelerce geri götürmeyi başaran,gencecik insanların düşünceleri uğruna hakkında ölüm kararları çıkarılan kara ve kanlı kaos ortamında yapılmış bir askeri darbedir.
ülkemizin sürekli kaşınan ve iyileşmeyecek olan yarasıdır. ülkenin, kendi düşünebilen halkını katletme ve sindirme politikasına yönelik gerçekleştirilen darbedir.
toplumun bilinçlenmesine hakkını aramasına daha fazla dayanamayan bünyelerin bu günlerin zeminini hazırlamak için attığı temeldir. demokrasiyi hiçe sayarak bir çok aydın ve sol görüşlü insanların üzerinden bir bıçkı ile geçmiş kesip atmıştır. bu imhadan sonra sol bir daha kendini toparlayamamış birlik ve beraberliğini yitirmiştir. bir anlamda solun ülkemizde ölüm tarihi %47 nin ise doğum tarihi olmuştur.
11 eylül 1980 gününe gelindiğinde yirmiye yakın ilde sıkıyönetim ilan edilmiş,güneydoğu türkiyeden kopmak üzere,sekiz aydır cumhurbaşkanı seçilememiş,günde 35-40 kişi ölüyor,sabah evden çıkanın akşam geleceği belli değil.Bu ortam içinde müdahaleden başka çare yoktu.Ancak sonra yapılanlar tartışılır.
sözde akan kanı durdurma gerekçesi ile yapılan faşist darbedir.
sonuç;
- 650 bin kişi gözaltına alındı.
- 1 milyon 683 bin kişi fişlendi.
- 517 kişiye idam cezası verildi.
- Haklarında idam cezası verilenlerden 50’si asıldı.
- 14 bin kişi yurttaşlıktan çıkarıldı.
- 300 kişi kuşkulu bir şekilde öldü.
- 171 kişinin “işkenceden öldüğü” belgelendi.
- 3 bin 854 öğretmen, üniversitede görevli 120 öğretim üyesi ve 47 hâkimin işine son verildi.
- Gazetecilere 3 bin 315 yıl 6 ay hapis cezası verildi.
- 300 gazeteci saldırıya uğradı.
- 3 gazeteci silahla öldürüldü.
- Cezaevlerinde toplam 299 kişi yaşamını yitirdi.
- 144 kişi kuşkulu bir şekilde öldü.
- 14 kişi açlık grevinde öldü.
- 16 kişi “kaçarken” vuruldu.
- 95 kişi “çatışmada” öldü.
- 73 kişiye “doğal ölüm raporu” verildi.
- 43 kişinin “intihar ettiği” bildirildi.
sonuç rakamlar ile yukarıda belirtildiği gibi ortadadır. asıl sonuç ise yüz binlerce düşünür, sanat adamı, profesör, bilim adamı yok edildi. binlerce düşünen genç katledildi. düşünce, demokrasi, özgürlük kavramlarının yerine emir, karar, yasak, zorunluluk gibi kavramlar baskın çıktı. 1960'lardan beri düşünen gençler yargılanmasa, katledilmeseydi şimdinin yöneticileri olacaklardı.
peki ya 12 eylül 2010'da nerdeyiz...
artık ölümler idamlar yok fakat artık onların deyimi ile "anarşik" adamda yok düşünenler azaldı. koyun sürüleri arttı. atatürkçülerin yerini cemaatçiler aldı. yüzlerce düşünce adamının elleri kolları bağlandı. istedikleri gibi düşünen gençlik değil, hiç bir şeyden haberi olmayan, dinin arkasına sığınan beyini yıkanmış gençlik yetişti. sonumuz hayır olsun diyeceğim artık dilim bile varmıyor.
sanırım diyecek tek söz "bir daha gel samsun'dan sarı saçlım mavi gözlüm".
6 ay boyunca cumhurbaşkanı seçilememiş (demirel-ecevit) ve kan gövdeyi götürürken mutlaka ve mutlaka o şartlarda yapılması gerekendi. darbe sonrası olanlar üzerinde tartışmak daha doğru olacaktır. ama darbe yanlıştı demek ya da darbecileri yargılayalım hemen şimdi demek tamamen ütopyadır.
fikri olmadan zikri olanların en çok dem vurduğu tarihtir. zamanın şartlarını ve ortamını bilmeden memleketi şöyle geriye götürdü böyle yaptı demek ne kadar manasız ise darbenin amacını aştığı hareketleri görmezden gelmek de bir o kadar manasızdır.
işin özü , zamanında gereken gerektiğinden fazla yapılmıştır .
bugün bunu ağzına sakız edenler tuzu kuru olanlardır, bugün kenan evren'i yargılamaktan bahsedenler şovenistin önde gideni ve yalancıdır..
çünkü bunu diyenler önce kendi yargılanma süreçlerini engellememelidirler. bunu diyenler zaman aşımına uğrayacağı aşikar olan bir mevzuyu olacak gibi gösterip halkı kandırmamalıdırlar.
bugün basit bir topçu olan ve entellektüel yön belirtisi vermeyen emre belözoğlu bile darbe mağduru olduğunu iddia ediyorsa , bu insanları salak yerine koyanların oluşturduğu ortamdandır.
milletini devletini sevmenin darbe karşıtı olmakla doğru orantılı olmadığı aşikardır. tabi ki ülkücü, türkücü olmakla da bir bağlantısı yoktur.
yani, ne nihat doğan olmaya, ne faşist olmaya ne de sözde anarşik olmaya gerek yoktur gösteriş için.
ve bilinmelidir ki , herhangi bir müdahale ülkeyi şu kafdar geriye götürür gibi farazi yaklaşımlar akılcılık göstermemektedir. şu anda ilerleme mi var ya da yerinde sayma mı var ki bir müdahale ülkeyi geriye götürsündür.
Allah memleketimizi radikal çözümlere muhtaç etmesin, zeval vermesindir.
bu günde gerçekleşen darbe ile ilgili olarak http://jiyan.us/?p=4942 adresinde bir belgesel haber yayınlandı. kim ne yapmış? ne yazmış? neler dönmüş? neler söylenmiş? giriş metnini aktarıyorum:
"aslında şöyle başlayacaktık: "12 eylül 1980 darbesinin üzerinden 30 yıl geçti. türkiyeyi tamamen değiştiren müdahale sonrasında 650 bin kişi gözaltına alındı, 1,683 bin kişi fişlendi, 50 kişi idam edildi, 171 kişinin işkenceden öldüğü belgelendi... "
içimize sinmedi. sıradan bir 12 eylül 1980 haberi yapmak istemedik. belki bizim ekibimiz aramızdaki kimi ağabey ve ablalarımız hariç genç; ama babalarımıza, annelerimize, amcalarımıza, teyzelerimize hayatı dar ettikleri, kitaplarında kendimizi tanımladığımız aydınları hapsettikleri katlettikleri için bu davayı sahiplendik. biz elimizden gelenle 12 eylül 2010'u referandum olarak değil 12 eylül 1980'in 30'uncu yıl dönümü olarak anacağız. biz sadece bir grup okuyan, yazan insanız. yani 12 eylül'ün en zararlı gördüğü tipiz. bu sistemin yarattığı en öteki grup sizin anlayacağınız!
işte bu sebeplerle jiyan - hayat - gyank ekibi olarak 1980'den tam 30 yıl sonra bugün referandumun hengamesinde unutulmasın diye, türkiye siyaset tarihi'nin en karanlık döneminin başlangıcından klasikleşen o notları, rakamları yayınlıyoruz. bir şeyleri unutmak ya da hatırlatmak değil amacımız. adetin yerini bulması da değil. biz 12 eylül 1980'in zihniyetinin kurbanlarını hatırlatmak, o zihniyetle hesaplaştığını iddia edenlerin o gün nerelerde olduğunu, 12 eylül'ün anayasasına %92 ile evet diyenlerin kim olduğunu sormak için bunu yapıyoruz. biz 12 eylü çocuğu değiliz, ya siz?"
24 ocak kararları devrimci güçler tarafından deşifre edilmişti ve bu kararlara karşı ciddi bir halk muhalefeti başlamıştı.
ama bir yandan da kararlar meclisten geçmek zorundaydı. çünkü birileri öyle buyuruyordu. halk sefalete biraz daha mahkum edilmeliydi.
türkiye'de faşizme karşı ciddi bir mücadelenin verildiği, sokak çatışmalarının sık yaşandığı, her gün ölü haberleri duyulduğu bir dönemdi. sağ sol çatışması deyip geçmek, gerzekçe bir yaklaşımdır. sağ taraf olarak algılanan taraf, devletin köpekliğini yapmakta, devlet tarafından beslenmekte idi.
sol taraf ise, halkı için halkı ile birlikte mücadele edenlerden ibaretti. devlete karşı!!
bahane hazır idi. sağ sol çatışması.
bir darbe olacağının tespiti devrimci yol dergisinde, darbeden 1 sene önce yapıldı. tkp başta olmak üzere, bütün sol cenah darbe tespitini devrimci yol'un korkaklığı olarak nitelendirdi ne yazık ki, hiç bir önlem alınmadı, birleşik cephe bu tespit yapıldığında kurulabilse idi, faşist darbenin etkisi bu kadar güçlü olmayacak, postalları ile halkı bu denli ezemeyecekti faşistler.
darbe oldu!!
nokta operasyonu ile fatsadan başlatıldı darbe, terzi fikri'nin tutuklanması gerekmekteydi. çünkü demirele göre öoruma değil, fatsaya bakmak lazımdı.
sonra faşist darbe ülkenin dört bir yanını sardı.
sağcı ve solcu bir çok insan işkencelerden geçtiler.
sağcılar ve solcular işkencelerden geçerken islamcı cenah yüzünde kocaman bir sırıtma ile çatır çatır yazılar yayınlıyor, darbeyi yapan faşist generallerin götünü yalıyordu.
ne mi yazıyorlardı dergilerinde?
muhakkak ki, ülkemizi içine düştüğü bu kaos ortamından kurtaran komutanlarımız cennete gideceklerdir.
imza: fettullah gülen
sağcılardan asılanlar da oldu, göstermelik rakamlar ile, keza insan ölümü, cinayet ve idam rakamlar ile tarif edildiğinde çok mide bulandırır. ama faşist darbeyi yapanların amacı şu idi, aşağıdan bir kaç kulu feda edebiliriz, solcuları katlederken, ülkedeki muhalefet damarını ezerken, bir kaç sağcı gencin lafımı olur. demokrat gibi davranmalı ve bak onlardan da ceza çekenler var demeliyiz.
sağcılar yıllarca darbe sonrası, mazlum edebiyatı yaptılar. çok çektik valla, oyuna geldik falan.
kendilerini darbenin mağduru ilan ettiler ki, yaptıkları tek doğru tespit bu idi. evet darbenin gerçek mağdurları idiler onlar.
çünkü fikirleri iktidar da idi ama kendileri hapishanelerde, işkence tezgahlarında idam sehpalarında idiler. peki ne için dövüşmüşlerdi onlar? fikirleri iktidara gelsin diye, ee gelmişti işte, sorun neydi? niye onlar işkence görüyorlardı.
sol cenah asla mağdur edebiyatı yapmadı ve kendisini darbenin mağduru olarak tanımlamadı.
çünkü onlar bu faşist darbenin muhatabı idiler. darbe onları susturmak, varlıklarını ezmek ve böylece halka giydirilmeye çalışılan yeni sürecin önünde oluşması güçlü ihtimal bir toplumsal muhalefet tabanının önünü kesmekti.
solcular, verdikleri devrim mücadelesinde, ölümü göze almışlardı, bilerek çıkmışlardı yola, kendi iradeleri ile. işte bundan mağdur olma durumu yoktu ortada. muhatap olma durumu vardı.
sonra yıllardan 2010 oldu, darbeyi yapanlar hiç bir hükümet sırasında yargılanmadı, hatta yargılanma kelimesi ağza alınmadı. ki bu ülke o dönem işkence gören sağcıların hükümetini de gördü bu süreçte, dincilerin hükümetini de.
şimdi o dönemin ağzından salyalar akarak, darbecileri kutsayanları, çıkmış karşımıza ağlayarak diyorlar ki erdal erene yazık..
allah belanızı versin diyeceğim keza allaha inanmayan biriyim. demiyorum.
ağzınıza aldığınız devrimci isimlerini zikrederken durun düşünün lan bi, sizin cürmünüz yetmez onlar için göz yaşı dökmeye.
neymiş anayasa paketine evet demek 1980 darbesi ile hesaplaşmakmış, kimi kandırıyorsun lan sen?
derler adama.
-saat yediden sonra sokağa çıkamamamak.
-kurtarılmış mahalleler.
-bülünmüş okullar
-bölünmüş polisler
-kardeş kavgası
-boykottan okulda eğitim görememek
-bölünmüş gazeteler.
-okulda sscb nin marşını okumak
-kim vurduya giden gençlik.
-kıyafetinden dolayı suçlanmak
-mahalle fırının bombalanması
-mahalle bakkalının katledilmesi
-güvensizlik ve korkunu en üst düzeyde olması.
-istiklal marşını boykot edilmesi.
anlayacağınız ondan öncede pek parlak olmayan birşeyler vardı.
"piç düştün fahişe rahminden
kenan yüzlü hamakatlar emzirdin
kanser kesiği tek memenden
sürtüğün biri ismi; eylül."
dörtlüğünün yazılmasına ilham kaynağı olan rezil gün. berlin duvarı bile yıkıldı ama 30 yılda hala yıkılamadı darbeci zihniyet, yıkılacak mı? sanmıyorum.