36 yıl geçmiş. Demokrasi yolunda atılan tüm iyi niyetli adımlara karşın yerinde saydığımız süreç.
12 eylül cuntacılarının yargılanması, çözüm süreçi, silahların susması, yasakların kalkması gibi umut verici adımlardan sonra muktedir devletlerin kürtleri kışkırtması sonuçu kandilin masayı devirmesi, darbe girişimi. Gelinen nokta belkide 12/09/1980 dan beri geri ve karanlık. Bildiğim tek şey bu ülkenin insanlarının çoğu yaşanılanları hak etmiyor.
Ordunun yönetime el koyduğu askeri darbenin yapıldığı tarihtir.
Kesinlikle trajiktir, bi daha olmasını asla istemeyiz.
Ancak olaya ekonomik olarak bakıldığında; oy kaygısı gütmeyen bir hükümetin başta olması sebebiyle alınan radikal ekonomik kararlar, her ne kadar vatandaşın boğazını sıksa da, dibi gören enflasyonu düzeltmiş, hedeflenen büyüme rakamları tutturulmuş, gysih ve kbdmg artmış, ilerici hedeflerle kendinden sonra gelen hükümetin önünü açmıştır.
Dünyada 'Öğretmenler Günü' 5 Ekim'dir. Peki, bizde neden 24 Kasım?
Çünkü... Binlerce öğretmeni cezaevlerine gönderen, işkenceden geçiren, sürgün eden...
Dönemin en etkili öğretmenler örgütü TÖB-DER’i kapatan 12 Eylül Rejimi alay eder gibi 24 Kasım'ı 1981 yılında 'Öğretmenler Günü' olarak ilan etmiş...
Öğretmenler de kuzu kuzu askeri rejimin kendilerine uygun gördüğü tarihi, çekilen onca acıya rağmen kabullenmişler.
Dün, Türkiye'de öğretmenlerin, Avrupalı meslektaşlarından iki yüz saat daha fazla çalışmalarına rağmen çok daha düşük ücretler aldıklarını vurgulayan OECD Raporu’nu okurken aklıma ilk bu geldi.
Dünyada 5 Ekim'de kutlanan “Öğretmenler Günü”nü, askeri rejim komutuyla 24 Kasım’da kutlayan ve buna hiç bir demokratik tepki göstermeyen öğretmenin "maaşının" da yetersiz olması son derece normal.
Demokratik bilinci olmayanın mesleki yeterliliği de...
Bireysel gelişimi de çok tartışmalıdır çünkü.
Toplumun en okumuş yazmışlarından ol, çocuk yetiştirmeye sıvan ama demokrasi konusunda dilsizmiş gibi davran.
Böylesi bir 'robot portreye' kim, neden ve niçin para pul versin?
Üstelik bu "robot portrenin" daha fazlasını hak ettiğini de kim iddia edecek?
süleyman demirel, alparslan türkeş, necmettin erbakan ve bülent ecevit'in beklentileri doğrultusunda gerçekleşmiş darbenin tarihi, hatta bırakın bunları siyasi parti il başkanlarından dahi darbeyi saati saatine bildiklerini söyleyenler çıkmıştır. zaten darbeci kenan evreni emekli olacak iken ısrarla kara kuvvetleri komutanlığına yani dolaylı olarak genel kurmay başkanlığına getiren sağcıların babası süleyman demirel'in kendisidir.
darbe öncesi ülkenin durumunu hesaba katmadan olaya yaklaşmak son derece yanıltıcı ülkede terör var millet sokaklar şehirler sağcı solcu diye bölünmüş hergün onlarca cinayet siyaset çözüm bulamıyor meclis bir cumhurbaşkanı bile seçemiyor ordu ne yapsaydı seyirci mi kalsaydı bu olanlara en iyisini yapmış.
12 eylül 1980 öncesi ülkemizdeki anarşi terör ve sağ sol olaylarını kışkırtanlar darbeye zemin hazırlamışlardır. Yaklaşık 10 sene süren kaos dolu günlerin ardından
--bizim çocuklar-- denilen tayfa bir yerlerden destekli ve haberli olarak gerçekleştirdiği darbe neticesi ülke yönetimine el koymuş, askeri idare ve sıkıyönetim neticesinde bir günde her yer güllük gülistanlık oluvermiştir..! Zaten bir günde sona eren bu durum, demokrasi için yapıldığından dolayı darbeye karşı ne abd den ne avrupadan tık bile çıkmamıştır. Ne hikmetse adı geçen devletler, ülkenin gidişatını yaklaşık bi 10 sene seyrettikten sonra demokrasiye el koyan orduya susarak ses çıkartmayarak bir nevi sanki el altından destek olmuşlardır..! Hani açıktan destekleseler bu kadar etkili olamazlardı. Biliyorsunuz ki bizim süper ileri bir demokrasimiz olsun diye herşeyi yaparlar bunlar..! Yoksa haşa askeri yönetim sayesinde istedikleri şekilde at oynatmak gibi bir dertleri hiç olmamıştır..!! ölen öldüğüyle kalmış yok yere idam edilenlerin hesabı mahşere kalmıştır. Anarşiden illallah diyen halk ise mecburen ve kerhen, asayiş berkemal olsun ekonomi düzelsin diye ses çıkartmamış karşı durmamış yapılan zulüm ve haksızlıklara çaresizce ve bile bile göz yummuştur. Sineye çekmiştir. Zira darbeyle akan durdurulabilmiştir gözüyle olaya bakmıştır.
en acıklı hikayesi (bkz: babam ve oğlum) filminde anlatılmış darbedir. konu darbenin etraflıca nerelere gittiği değil ama anne ve baba olma hayali kuran iki çift 11 eylül 1980 akşamı ertesi gün hastaneye yatma planı yapıyorlar ama tam da askeri darbenin olduğu muhtemelen gece 4.30-5.00 suları kadın sancılanıyor, dişarıya çıkıyorlar kimse yok falan derken adam doğumu gerçekleştirmeye çalışıyor bebek doğuyor ama annesi ölüyor, babası da yaka paça hapishaneye götürülüyor.
+ hemşerim kaza mı?
- karım öldü, çocuk doğdu, çok kan aktı. herkes nerede?
+ darbe oldu.
başka hiçbir belgesel yada dizi bu kadar acıklı anlatmadı.
bir darbenin, ülkenin 50 yıl geri gitmesini sağlayan ve bir çok kişinin şak şak tuttuğu demokrasi ayıbıdır.
yasaklar, kısıtlamalar, asılmalar, yok yere öldürmelerin olduğu ve siyaseti artık yapmayın dedikleri ve düşünmeyi yasaklayan gündür.
yazıktır. o günün gençleri şimdilerin babaları çocuklarına çok kurcalama, bak sonra alırlar seni, olaylara karışma, hakkını arama diye öğrettiği için şu anki koyun nesil yetişmiştir.
benim için konu zaten kabak tadı, habire yazıp duruyorum ve aynı şeyleri temcit pilavı kıvamında tekrar tekrar önünüze koyacak değilim... zaten araştıran neyin ne olduğunu okuyup görecektir.
ama kimsenin dillendirmediği başka bir konuya ayağımı sokabilirim;
Başka birileri de geri kalmamak için "biz de ele geçirdik, biz de, biz de" diye çığlıklar atmışlardı.
Meğerse avukat savunmayı kitapçık halinde bastırmış, isteyene dağıtırmış!
rahmetli Evren, savunmasında, "ben kurucu iradeyim, beni yargılayamazsınız" demişti.
Böylece Kenan Evren de Oğuz Kağan, Alp Er Tunga, Selçuk Bey, Osman Bey ve Mustafa Kemal Paşa gibi "Türk devleti kuran Türk büyükleri" arasında yerini almaya çalışmıştı.
Lakin, "beni yargılayamazsınız" sözüne savunma dilekçesinde yer veren Evren'in, bu efeliğini temellendirip niçin Yassıada Mahkemesi'nde "ben bu memleketin meşru cumhurbaşkanıyım, mahkemenizi tanımıyorum" demiş olan Celal Bayar gibi bir tavır koymadığı da merak konusu olmuştu...
Fakat darbe kendi meşruiyetini kendisi getirir mi?
Bu mantıkla darbe yapmak suç değil, darbeye teşebbüs etmek suç. Başaramayanı asıyorlar, başaranı cumhurbaşkanı yapıyorlar.
Zaten Kenan Paşa da savunmasını buna dayandırıyordu, "halk 1982 Anayasası'na evet oyu vermişti" diyordu. Böylece müstakbel darbecilere de esaslı bir nasihat vermiş oluyordu;
"Aman ne halt ederseniz ediniz, darbenizden sonra ille bir anayasa yapınız, nasıl olsa sopanın ucunu gören evet diyecektir"
ileride birilerinin maçası sıkışırsa buna sığınır artık. (Herhalde 12 Mart cuntası anayasada yalnızca birtakım "değişiklikler" yapmakla yetindiği için lanetle anılıyor, sıfırdan yepyeni bir anayasa yapsalardı büyük adamlar olacaklardı.) Şimdi tutup da 1982 yılında hayır propagandası yapmanın yasak, oy zarflarının da zar gibi saydam olduğunu falan yazıp merhum paşanın kemiklerini sızlatmayalım.
Evren'in ve bürokrasinin savunucuları arasında "anayasa referandumunda yüzde 50 oy çokluğu sayılmaz, en az yüzde 70 olmalı" diyen utanmazlar vardı...
merhum paşamız, "hukuk yarın herkese lazım olacaktır" diye gazetelerden öğrendiği bir sözü de tekrarlamıştı savunmasında. Haklıdır. 12 Eylül döneminde işkence gören binlerce tutukluya, asabilmek için yaşı büyütülen çocuklara da lazımdı da, bu temel ihtiyaçlarını karşılayan yoktu!...
12 Eylül döneminde "devletin tüzel kişiliğinden başka mağdur olan yoktur" demişti paşamız...
Öte yandan "işkence suçu varsa bile zaman aşımı devreye girer" buyurmuşlardı. Yani işkence bir "insanlık suçu" değilmiş.
Sivas sanıkları için zaman aşımını zamanında çok eleştirenler, bu konuda Evren'i hiç eleştirmemişti nedense?
Fakat o zamanki savunmasının bir cümlesi beni gerçekten üzmüştü;
"ihtilal ahlaki olmayabilir ama ihtilali yasaklayan bir madde yoktur" demişti. bu gerçekten büyük ahlaksızlıktı...
uzun yıllar boyunca kenan evren'in tamamen sikinin keyfi, iktidarı ele geçirmek ve kendine bir saray yaptırıp ortadoğu sultanı gibi yaşamak arzusu için darbe yaptığı pompalandı.
ülkenin en dürüst bilinen siyasetçileri bile utanmadan hep yalan söylediler.
günahlarını örtmek ve geçmişi unutturmak isteyen herkes bunu söyledi.
kestirmeden hızlı girelim:
12 eylül, ikinci dünya savaşının bitimiyle birlikte başlayan ve 1991'de son bulan bloklar arası çatışma ve soğuk savaş döneminin türkiye açısından sonucudur.
sovyetler hayatta olmadığı için gerçekleri saklamak ve yok etmek artık çok daha kolay.
kore savaşı, vietnam savaşı, küba krizi çok eskide kaldı.
sovyetlerin; bulgaristan, romanya, çekoslavakya, yugoslavya, macaristan ve doğu almanya gibi avrupa ülkelerini kabadayılıkla nasıl ele geçirdiğini, mısır'ı, suriye'yi, filistin kurtuluş örgütünü, küba'yı nasıl kontrol ettiğini ve güney amerikadan afrikaya dünyanın her yerinde komunist rejim ihracı için muazzam bir çaba içine girdiğini ne hatırlayan ne de okuyan var.
dünya böylesine şiddetli bir blok çatışmasının içindeyken türkiye mars'ta yerleşik bir ülke olmadığı için biz de bu çatışmadan nasibimizi aldık.
devrimci ve ülkücü örgütlenmeler halkı sokak çatışmalarına soktu.
devrimci polis- ülkücü polis, devrimci hakim- ülkücü hakim gibi devlet teşkilatının tamamında oluşan şiddetli kutuplaşmalar, ecevit, demirel ve başka siyasetçilerin saçma sapan ve kışkırtıcı söylemleri devlet teşkilatını paramparça etti.
devlet yarıldı.
amerika'nın, nato'nun ve gladyo'nun bu dönemdeki etkisi tamamen olayları ve çatışmaları kışkırtmak, toplumsal karmaşa, kaos ve çöküntüyü arttırmak, provokasyon yapmak ve hatta fiilen insan öldürmek şeklinde olmuştur.
komunist/devrimci örgütlenmelerin yarısı sovyetlerle bir şekilde temas halindeyken, diğer yarısı ise amerikanın gizli desteği ve kontrolü altında hareket ettirilmiştir.
çünkü kapitalist blok'un lideri olan abd, türk halkının komunizme sıcak bakmadığını, silahlı kuvvetlerin büyük oranda kendisine bağlı olduğunu biliyordu, ve türkiye'yi sovyetlere terk etmeyi de asla düşünmüyordu.
neticede, zaman içinde çatışmalar, cinayetler, toplumsal kargaşa, ekonomik çöküntü, sefalet ve devlet teşkikatlarının rezaleti zıvanadan çıkınca hala büyük oranda abd'ye bağlı ve sadık olan tsk yumruğu koyup her şeyi resetledi.
sonrasında, sol-sosyalist-komunist-devrimci ideoloji ve taraftarları haşat, ülkücü-milliyetçi ideoloji ve taraftarları ise permeperişan oldu. ülkeyi anti-sovyet yörüngede tutması için dinci-islamcı ideolojiye gaz verildi.
yani, kenan paşa sikinin keyfine yapmadı.
olay küresel çaptaki, derin ve uzunca bir döneme yayılan, dehşetli kapitalist-komunist blok çatışmasının türkiye açısından sonucudur.
Türkiye tarihinin kara bir günüdür. Darbe öncesi Kaosu başlatan el ile darbeyi yaptıran el aynıdır. 80 darbesi öncesinde yurtdışından gelen kaçak Marlboro'lar, parliament'ler ile birlikte kaçak silahlar da yurda girmiştir. Daha sonra o silahlar ile halk birbirini vururken birileri zenginliğine zenginlik katmıştır. Darbeci Evren yaşananları " bir sağdan, bir soldan astım " diye gururla anlatırken olan bu ülkenin evlatlarına olmuştur.
Bir daha 12 Eylül darbesi gibi bir darbenin yaşanmaması dileğiyle...
Sscb olaya hiç müdahil değilmiş gibi yazmayın amk şunu .
Amerika elini kolunu sokuyordu da o arada sscb rahat mı duruyordu amk küçük Moskova yapmışlardı hopayı habire silah indiriyorlardı tekneden.
Kusura bakmayın da Kenan Evren her iki taraftan anarşistin tepesine çökmeseydi bu işler durulmazdı kendi kendine.
Ordan burdan duyduğunuzdan değil yaşayanlardan öğrenin bu konuyu 77 80 arası sokağa çıkan hangi sıradan vatandaşın can güvenliği vardı.
Amerikasının da amk sscb sinin de.