çalar saatin zili çalar, bi esnersin sağına soluna bakınır sonra camın ardındaki istanbul'u görürsün.
gün daha yeni başlıyodur, yolda arabalar nadir görülüyor ama herkes uyanıyordur. bir canlılık dolar içine. bu akşam eve gelince şunları yapıcam dersin. mutlusundur.
daha sonra kalkar elini yüzünü yıkarsın, kıyafetleri giyip bi şeyler zıkkımlandıktan sonra kapatırsın evinin kapısını.
servise binersin yada arabana, yola çıkmışsındır. senle beraber herkeste çıkmıştır. korna sesleri daha bir canlı çıkıyor, insanlar birbirine küfretmeye başlıyordur.
sende onlardan geri kalmazsın, araba kullanırken sadece senin çok iyi araba kullandığını, diğer herkesin çevresindekilerden bihaber olduğunu düşünürsün
yola giderken sağa sola bakınıyosundur, her yer capcanlıdır. herkeste bi enerji bi enerji..
herkes işine gücüne yetişiyordur. yabancı liselere giden çocukları görürsün. servisin içindeki tiplere göz atarsın. hepsinde mp3 player, müzik dinliyolardır. hepsi mutsuzdur.
diğer çevrendekilere bakarsın, hepsi hayatının aşkını bulmaya çalışıpta bi türlü bulamayan ama aramaktanda vazgeçmeyen bakımlı kadınlardır. sonra düşünürsün şimdi kaza yapsakta tanışsak şununla. sonra on saniyeliğine evlendiğinizi falan düşünürsün. sonra bi korna sesi ve gerçek hayat..
haliç'ten geçerken dahada bi canlanırsın. her yer o kadar canlıdırki.
sonra işin başlar. yaparsın, edersin, düşünürsün, şu şunu giymiş aa bunda bu mu vardı. kafanda biraz dedikodu yaptıktan sonra öğle yemeğine gider ve hayatının aşkını düşünürsün.
karşındaki masada oturan kadınla bakışırsın, bi şeyler olur kadın kalkar gider, sende son ekmek dilimlerini ağzına atıp masa başına geri dönersin.
iş bitmiştir, eve dönme vakti.. herkeste yine bi telaş, herkes bi rahatlama içinde. farkında değilsindir ama her günün böyle geçer.
eve varana kadar milyonlarca insana küfrediyosundur trafikte. onlarda sana küfrediyodur ama yine güzel bi bayan görürsün. bu sefer yanında sevgilisi vardır.
çok mutlu gözükürler, gülüşürler, o an onlardan nefret edersin. arabalarına çarpıp kaçmak gelir içinden. birbirlerine gülüp öpüşürler. o onun elini tutar, diğeri elini öper falan. çok imrenirsin.
sonra en son sevgilin gelir aklına. neden ayrıldığınızı düşünürsün ilk başta. sonra keşke ayrılmasaydık dersin, onunla cilveleştiğiniz anlar gelir aklına, üzülürsün.
sonra eve gelirsin, kapıdan içeri girdikten sonra "burası benim" dersin içinden. ilk bi yatağa uzanırsın, esneyip rahatlarsın.
sonra en üşengeç halinle yataktan kalkıp üstünü değiştirirsin. karnın acıkmıştır. knorr'un makarna soslarıyla birlikte bi tane makarna yaparsın kendine.
bu sırada televizyonda bi şeyler açar, tepsini alırsın yanına.
rahatsındır, belkide mutlu ama bi şeyler eksiktir.
o zamanda en çok sevdiğin sevgilin gelir aklına. onunla bu kanepede olan oynaşmalarınız, konuşmalarınız gelir aklına. yine üzülürsün, "heey gidi günler" çekersin.
sonra bi program bulmuşsundur, onu seyredersin o sırada uykun gelir.
yatağına gidersin, bu gününün güzel geçtiğini düşünürsün. ama yanında birisi yoktur ve yine bi sevgilin olması gerektiğini düşünürsün.
bi yarım saat hayal kurduktan sonra uykuya dalarsın. ama uykuya dalmadan önce son bi kez pencereden dışarıya bakarsın. istanbul hala yaşıyodur, o hep yaşayacaktır. sana karşı ne merhametli olacaktır, ne de saygılı. sen onu değil, o seni yaşıyodur ve sen bunun farkında değilsindir. istanbul budur işte. frank sinatra'nın new york new yooork şarkısı gelir aklına. yavaş yavaş gözlerin kapanır ve başka bi "istanbul günü"ne dek açılmaz.
istanbul yine seni esir alacaktır, belki kıracak, belki sevindirecek. ama hep buruk bir tat bırakacaktır. nolursa olsun bu şehri seversin. sürekli kahkaha atan deli bi kadına benzetirsin şehri. sürekli elinde bi sigara, pencere köşesinde oturmuş etrafı izleyip kahkahalar atan bi kadın gelir aklına. yine ve yine new yoork, new yooork. ama burası istanbul be baba.