ülkenin yazarları, şairleri ve gazetecileri bir bir hücrelere, koğuşlara tıkılırken, demirlerin hemen ardından bi akım doğdu; cezaevi edebiyatı.
buna onlar "hapishane edebiyatı" demeyi daha çok terch ederlerdi şüphesiz. Çünkü yazmak ve düşünmek dışında yargılanabilecekleri bir suç yoktu ve cezaları da olamazdı. onlar kendi deyimleriyle "hapise tıkıldıklarında" yazmaya devam ettiler, yazdıkları birbir demir parmaklıkları aştı ve odalarımızda, yastık altlarımızda, gazete kağıtlarından kapların altında yerlerini aldı. hapishanelerden dışarı taşan bu öfke, bu direniş, bu isyan, yaşama tutunmanın kalemsel ve kağıtsal boyutunda bir sesleniş oldu ve cezaevi edebiyatı dendi adına.
cezaevlerinde bir ilham perisi yoktu şüphesiz, yazarların ve şairlerin hepsi oradaydı ve yazmak/nefes almak dışında yapacakları başka bir şey de kalmamıştı aslında.