matrix'e (bkz: the matrix) girmek gibi bir şeydir. vücudun tamamen hareketsiz olmasına rağmen, görür, işitir, tadar, hissedersin. canın acısa hissedersin, koşarsan yorulursun, üzülürsen ağlarsın, uçurumdan düşsen düşme duygusunu da hissedersin. çünkü beynin hepsini gerçek yapar!
daha da ilginç olanı, rüyada beyninizin size biçtiği rolü hemen kabullenmenizdir. beyniniz sizi hiç tanımadığınız kişilerle kanka yapsa, Arjantin'de sizi Bakan yapsa, uçak kullanmayı bilmeseniz bile sizi pilot yapsa bu duruma hiç şaşırmazsınız. önceki hayat tecrübenizin size çizdiği yolun rüyanızda yürüdüğünüz yolla hiçbir alakası olmaması hatta saçmalığı sizi şaşırtmaz.
rüyanın gerçek olmadığını anlamanın bir yolu rüya bittikten sonra uyandığımızda gördüğümüz gerçeklerin rüyanın bittiği yerden başlamamasıdır. amerika'da madonna ile öpüşürken birden uyanıp kendinizi istanbul'da yatağınızda bulursanız bunun rüya olduğunu anlarsınız. rüyamızda yatağımıza girip uyuduğumuzu görsek ve gerçek hayatta uyansak bunun rüya olduğunu nasıl anlarız? hafızamız yoluyla tabi ki! hafızamızın gerçek hayatta çizdiği yol, rüyalarımızı daima gerçek dışı yapar.