(3) Sumitomo bankası'nın Hiroşima şubesi, sıfır noktasından 260 metre uzaktaydı. Orta yaşlı bir adam, taş binanın girişindeki granit basamaklarda oturmuş, bankanın açılmasını bekliyordu. Dirseklerini dizlerine dayamış, iki eliyle tuttuğu kağıt parçasına bakmaktaydı; pirinç elyafından, ipek gibi, süt beyazı. üzerine kara kalemle, belki de banka hesabıyla ilgili, iri rakamlar yazılmış, yanına da bazı karakterlerle not düşülmüştü. adam kağıdın giderek sarardığını fark etti. Siyah harfler ise tütmeye başlamıştı; koyu renk daha emici olduğundan, ortaları oyuldu. Adam irkilip, parmaklarını araladı. Kağıt elinden kayıp, esintiyle uzaklaşırken, ayaklarının altındaki granit parlaklaştı. ne olup bittiğini anlamaya çalışırken, başını kaldırıp gökyüzüne baktı. Ateş topunu gördü. Güneşin sol tarafında, tam karşısındaydı; büyüyordu. Gözbebekleri hayretle açıldı. merceklere ulaşan ışık, retinalara odaklandı; anında kör oldu. Refleksle gözlerini kırptı. Göz kapakları kalktığında, mercekleri solmuş, pişmiş yumurta akı gibi bembeyaz olmuştu. Göz sıvıları kaynamaya başladı, gözler yuvalarından dışarı fırladı, dışarı. Şah damarı irileşmiş, beyni kafatasının içinde pişmişti; sinir ağları birbirine girdi. Damdaki eriyen kiremitlerden sırtına bir kaç damla düştü. Önemli değildi artık, acı dahil herhangi bir şey algılamıyordu. Vücut sıvıları buharlaşmıştı; kas ve yağ dokuları iskeletine katran gibi yapışmış durumdaydı. Kemikleri oluşturan mineral atomları arasındaki bağlar zayıfladı; iskelet, sanki birbirine güçlükle tutunan toz parçacıklarından ibaret gibiydi. Zemindeki granitin sıcaklığı, ışınların zerk ettiği enerjiyle 3000 Santigrad dereceyi bulmuştu. Yapısındaki kuvars tanecikleri eridi ve sıvısı henüz erimemiş başka taneciklerin etrafını, mikroskobik bir lav akıntıları deltası gibi sarmaya başladı. Nihayet, şok dalgası adama ulaştı. Hızı saatte 2.000 km'yi bulan rüzgarla iskeleti tuzla buz olmuş, sanki fotoğrafı çekilirken, flaş ışığıyla buharlaşıp yok olmuştu. Az önce üzerinde oturduğu taş basamak beyazlaştı; adamın arkası hariç. Orada gölgesi kaldı. (Hiroşima Barış Anısı müzesi'ndeki ışınlanmış kağıt ve taş basamaktaki gölge adam gerçektir; fakat kağıdın adamın elinde olması kurgusaldır.)
Önce ışıma, sonra şok ve ardından hızı saatte 1.000 kilometreyi aşan rüzgarlar, merkezden dört kilometre dışarıya kadar, zayıflayarak yayıldı. içerideki hava boşalmıştı, basıncı azaldı. Şok dalgası bu sefer de geri dönüp merkeze yöneldi. Oluşan rüzgar daha yavaştı, yıkım gücü azaldı. Ama çıkmış olan yangınları, söndürmek yerine körüklüyordu.
Toz ve dumanı önüne katıp sürükledi ve merkeze ulaşınca, bir sütun halinde havaya kaldırdı. Ateş topu bu arada 14 kilometreye tırmanmıştı. Yükseklikle seyreden hava katmanı, ağırlığını taşıyamaz olmuştu; top yayılıp yassılaştı. Yayılırken daha da soğudu ve içindeki metal atomları katılaşıp, koyu renkli parçacıklara dönüştüler. Dört dakika sonra Enola Gay'den bakıldığında, geride mor renkli, alttan yukarı doğru kıvır kıvır kaynamakta olan, sanki canlı, dev bir mantar bulutu vardı. Ve etrafındaki yıkımın üzerinde çalışan bir yangın fırtınası.
Japonya'nın militarist yönetimi, Doğu Asya'daki emperyalist eylemleriyle büyük kin toplamıştı, hala canlıdır; bedeli ağır oldu. Hiroşima'da ilk anda 80.000 civarında insan öldü. Sağ kalanlardan bazıları nagasaki'ye sığındı. Üç gün sonra, 9 Ağustos'ta, orada ikinci kez bombalandılar. En az bir kişinin sağ kaldığı biliniyor. ilk anda 40.000 kişi öldü. Japonya 15 Ağustos'ta teslim oldu...
insanlık tarihimizden acılı sayfalar... Hiroşima ve Nagasaki'nin yıldönümünde, saygı ve tefekkürle hatırlıyoruz. Şiddet, aklın yetersiz kaldığı yerde başlar. en azından bu boyutu ile bir daha asla tekrarlanmaması dileğiyle; "Yurtta barış, cihanda barış" . ne kadar güzel bir söz ! Asil!...