özellikle orta yaşlara yaklaştıkça hayaller kuruyoruz. hep bu şehirden gitmeler üzerine. bir şekilde bulduğumuz para ile ege'ye, akdeniz'e yerleşmek istiyoruz.
boğuluyoruz burada, bu kalabalıkta. trafikte çıldırıyoruz çoğu zaman. hep bir yerlere yetişme telaşı içindeyiz, hep sevmediğimiz insan kalabalıklarına karışıyoruz mecburiyetten.
pahalı da yandığınımın şehri. oturmak istediğimiz evler, o lebi deryalar hep bizden uzakta. güvenlik desen o da hak getire.
boğuluyoruz, hep kaçmak istiyoruz, ve çokça da nefret ediyoruz.
ama, derken,
bir an, bir köşesinde oturup bir nefes alıyoruz. köprünün altında mesela, galata köprüsünün yahu. iki, üç duble rakı içiyoruz. mekancı da hain, sözleşmiş gibi inceden bir müzeyyen çalıyor. boğaza bakıyoruz, köprü uzakta nazlı nazlı salınıyor gibi geliyor.
başımızı biraz çeviriyoruz, sarayburnu, topkapı sarayı, ezan okunmaya başlıyor, müzeyyen abla es veriyor.
ve o an bir daha anlıyoruz. nereye gidiyorsun yahu. bunların hepsini bir arada hangi şehir verecek sana? sen bunların hangisinden vazgeçebileceksin?
anlıyorsun yine, en derininde hissediyorsun, hep aşıksın bu şehre, hep aşık kalacaksın. hani bir şarkıda, bir şiir de, der ya, buralar gitsin sen gitme diye, istanbul söz konusu olunca, herkes gitsin ama sen gitme diyorsun.