geriye dönüp bakıyorum da kendi kişisel tarihime her şey ama her şey bu şehirde başlamış ve bitmiş.. tebessüm ve gözyaşı damlası arasındaki medcezire fon oluşturmuş o davetkar siluet.
gülmüşüm, güldürmüşüm, bitmişim, başlamışım, özlemişim, özlenmişim..
çok değil 1 ay önce koptum gittim bu şehirden ilk kez.
gemileri yakmıştım bir inat uğruna..
arkadaşlarım, babam ve ailem istememişti böyle olmasını ama benim iki kanat inadım ayrı düşmek istemişti kaderimden.
lakin heyhat..
padişah da olsan bir başka diyarda, istanbul'lu için istanbul'suz yaşanmıyor, olmuyor, yapılamıyor..
seni nasıl özlemişim anlatamam.
kadıköy civarındaki kurşuniliğe çalan sarı-lacivert rengi, öğlenin üçünde sıkışan amansız trafiği, herhangi bir sahil şeridinden karşı yakanı izlemeyi, prens adalarının gerdanına inci bir kolye gibi sıra sıra dizilişini, içinde nefes alan beni..
hani bazı ayrılıklar vardır; onsuz geçen her an, her saniye onun değerini arttırır da kendi sevginizi sınarsınız ve o sınavda aşkınız katmerleşir, özleminiz artar biteviye..
bu da böyle bir şeydi işte istanbul..
Beni affet, geldim yine koynuna.. ama şimdi sıra sende, yaklaş yanıma.
o sessiz ve sensiz geçen zamanlarımızı bana anlat istanbul.
artık ne olacaksa senin yanında olsun.
seni çok özledim..
hem de çok..