"istanbul istanbul dedim sana geldim. istanbul istanbul dedim de ne buldum diyor Ezginin Günlüğü, bütün umutlarını istanbul'a bağlayıp "istanbul istanbul diye" özenip bu şehre gelen birçok insan gibi... Ezginin Günlüğü'nün istanbul'u, bu şehrin, insanları hangi dertlere saldığını, nasıl yaktığını, neleri çaldığını anlatıyor. Müzik insanın içini kıpırdatmaya başlasa da Hüsnü Arkan "Beni ne dertlere saldın istanbul" dedikten sonra istanbul'un bizi saldığı dertleri düşünür oluyoruz ister istemez. Hayaller ve istanbul... Ümitler ve yıkıntılar... işte beslenen onca umudun kayboluşunda, kaybeden insanın isyanı...
Kimler kimler kanmadı ki bu şehrin büyüsüne... Bu şehre getirilen tek sermaye umuttur. Her şey göze alınır, annenin kaybı bile... Anasının gözünden ayırmadığı evladı, artık anasını dinlemez olur çünkü bu şehir başını döndürmüştür bir kere. Öyle büyülü ve hareketlidir ki şehir, yıllar geçer ve ananın yüzü unutulmuştur. "Bu koca şehirde ben yalnız kaldım" dendiğinde, kalabalık şehir içinde tek başına bir o yana bir bu yana yıkılırken bulmuştur kendini...
Hâlbuki ne umutlarla gelmişti bu şehre, neler neler kurmuştu kendi dünyasında. "Hani taş toprağın altın istanbul" diyordu şimdi. Kendi kafasında kurduğu taşı toprağı altın olan şehir değildi karşısındaki. Bu şehirden "çalış çalış kazandığı üç beş kuruşu" da yine bu şehir alıyordu elinden. Aslında düşünüyordu da, belki de gerçekten, bu şehrin taşı da toprağı da altındı; elindeki üç beş kuruş bile bu şehrin taşına toprağına gittiğine göre... Beyaz mermerli camiler de derman değildi artık derdine. Bu şehir ateşti. Yakmıştı işte onu da, hayallerini de... Ne ümitle gelmiş ama ne bulmuştu.
istanbul, işte bu şarkı gibiydi. istanbul güler ama hüzünlü bir şehirdir hâlbuki. Bir yandan kıpır kıpır ve umutlu, bir yandan can yakıcı... Şarkının müziği gibi, şehre ilk adım baş döndürücü ancak sonrası sözleri gibi iç acıtıcı ve acıklı... Türkçe bilmeyen birinin bu şarkıyı dinlerken dans etmeye başlaması gibi istanbul'u bilmeyen birinin de bu şehre umut beslemesi doğaldı. istanbul, bir partiydi maskesini hiç düşürmeyen ve istanbul, bir bilmeceydi yüzyıllardır çözülemeyen...