insanlık yaklaşık 70,000 yıl önce büyük bir nüfus krizi yaşadı. Küresel nüfus 10,000'a kadar gerileyerek insanlık neredeyse yok olma noktasına geldi. Homo sapiens'in diğer memeli türleri arasında en sınırlı genetik havuzlardan birine sahip olmasının nedeni olan bu nüfus krizi, insanlık tarihinin en önemli gelişmelerinden biri olan Bilişsel Devrime yol açtı. Nüfus krizi ve ardından yaşanan Bilişsel Devrim büyük ölçüde bilinmezliğini koruyor. Bu olay, insanların soyut fikirleri kavramsallaştırma yeteneğinin başlangıcını işaret ederek sanatın, dinin, bilinçli teknolojik ilerlemenin ve kültürel uygulamaların kullanımına yol açtı. Daha yakından incelendiğinde, bu olay ibrahimî geleneklerdeki Cennet Bahçesi anlatısıyla yakından örtüşmektedir. Cennet Bahçesi, kadınlığın ilahi emirleri ihlal ederek bilgi meyvesini yemesi sonucu insanlığın Tanrı'nın bahçesinden kovulmasının öyküsünü anlatır; bu da ölüm, acı, günah, utanç ve ilgili kavramların farkına varılmasına yol açmıştır. Kutsal metinlerdeki bu anlatımlar, Bilişsel Devrim ile ilişkili olgular için oldukça ikna edici bir açıklama sunmaktadır.
Araştırmalar, hayvanların ölümün yaşam döngüsünün ayrılmaz bir parçası olduğunu ve bir gün öleceklerini tam olarak bilmediklerini gösteriyor. ilginç bir şekilde, beklendiğinden oldukça hızla gerçekleşen Bilişsel Devrim ile bağlantılı atılım, ölüm ve gelecek kavramlarının bilincine varmanızı içeriyordu. Bilişsel Devrim sonucunda dördüncü boyut, yani zaman dediğiniz kavramın farkına vardınız ve varlığınızın işleyen bir saatle sınırlı olduğunu, kaçınılmaz ölüme doğru ilerlediğinizi anladınız. Ayrıca bilincinizin fiziksel benliğinizden farklı olduğunu ve bilincin kendisinin karmaşık bir olgu olduğunu keşfettiniz.
Dağ aslanları insanlar gibi stres yaşamaz; sadece içgüdülerine göre hareket eder. Oysa insanlar, cennetten kovulma arketipi nedeniyle gelecekle ilgili sürekli bir kaygı yaşıyor; bu durum, kutsal kitaplarda insanın ömrü boyunca çalışmaya mahkûm edildiği bir lanet olarak anlatılıyor. Benzer şekilde kadınlar da, layık görülürlerse çocuk doğurma hakkına sahipti; ancak bu hak, insanların diğer hayvanlara göre orantısız derecede büyük kafalarına ve bunun bir sonucu olarak uzun süren çocukluk dönemlerine yapılan bir atıftır. Bu durum, ironik bir şekilde, yüksek zekânızın kadınları önemli ölçüde olumsuz etkilemesiyle ve kadınların işlevsizleştirmesi ve değersizleştirmesiyle de yakından alakalıdır.
Hayvan olmanın bariz dezavantajları olsa da, hayvanlar gelecek hakkında endişelen(e)medikleri için daha az ve daha farklı bir tür stres yaşarlar. Hayvanlardan farklı olduğunuzu anladığınızda, hayvani doğanızdan ve dürtülerinizden utanç duydunuz. Bu utanç, çıplaklığı örtmek başta olmak üzere, içinizdeki her türlü hayvani yönü gizleme ve kendinizi hayvanlardan ayırma çabasına yol açtı. Sizi hayvanlardan ayıran ve üst bir bilinç düzeyine yaklaştıran bu özellik sizde hâlâ mevcut. Ancak günümüz toplumuna daha dikkatle bakarsanız, dejenerasyon, öz nefret, antinatalizm, kadın çıplaklığı ile hayvanlara gösterilen gerçek dışı sempatinin ve hayvanlara benzeme çabasının birlikte artması bir rastlantı değildir.
Antik kültürlerde, bilimsel bir bakış açısı olmadığı için, dünya yalnızca insan duyuları aracılığıyla deneyimlenen tek gerçeklik olarak kabul ediliyordu. Dolayısıyla, bu kültürlerin insanların bilinç kazandığı dönem olarak kabul edilen Bilişsel Devrim sırasında bilincin ortaya çıkmasıyla tarihin başladığına inandıkları varsayılabilir. Bu toplumlar ayrıca bilinci gerçeklikle eş anlamlı olarak görüyorlardı.
Modern toplumda dikkatimi çeken bir diğer husus, insanların genellikle soyut fikirler üzerinde düşünmekten kaçınması; buna karşın oldukça nadir görülen açık fikirli bireylerin soyut kavramlarla sürekli bir etkileşim içinde olması. Nüfusun yaklaşık 75%'i soyut fikirler üzerinde düşünmekten kaçınır; bu özellik muhtemelen evrimsel tarihimizde, ağaçlık ortamlarda birincil yırtıcılar olan yılanların varlığının diğer hayvanların toplamından daha fazla ölüme neden olmasına dayanmaktadır. Yılanlar çeşitli toplumlarda sembolik bir role sahiptir ve korkunun en temel kaynağını temsil eder. Sonuç olarak, neredeyse her kültürün yılanlar ve ejderhalarla ilgili mitlere sahip olması şaşırtıcı değildir. Çünkü ejderha ve yılan nihai bir korkunç varlığı sembolize eder. Bu nedenle, yılanın ayartmasıyla ilgili mitin yırtıcı hayvanlara veya soyut tehditlere karşı kendini koruma aracı olarak bir metafor işlevi görmesi muhtemeldir.
Bilişsel Devrim'in insan türünün neslinin tükenme noktasına gelip küresel nüfusun yaklaşık 10,000'a kadar düştüğü bir dönemde gerçekleştiği düşünüldüğünde, hayatta kalma mücadelesinin insanlara soyut fikirleri kavramsallaştırma yeteneği kazandırdığı fikri oldukça makuldür. En basit anlatımla, şiddetli kuraklık sırasında kontrol edemedikleri büyük güçlerin¹ klanlarının hayatta kalmasına ilişkin niyetlerini anlamak isteyen bir grup bilge rahip, yaşamın ve ölümün doğasına dair derin bir anlayış elde etmeye çalıştı. Yaşanan nüfus krizi ve devamındaki kuraklığın toplumları derinden travmatize edebilecek deneyimler olduğunu anlamanız önemlidir.
(1) ya da tanrıların
---
Zekânızı artırmak için genetik mühendisliğin kullanılmasını savunanları her dinlediğimde, aklıma Bilişsel Devrim geliyor. Bu devrim, cennetten ayrılıp ölümlülüğünüzü kabul etmek gibi, insanlık için derinden travmatik bir deneyim olmaya devam ediyor ve 70,000 yıldır bu sorunu çözmek için henüz etkili bir yol bulamadınız. Genetik mühendisliğinde ne kadar ileri olduğunuzu bilmeniz neredeyse imkânsız. Bu araştırmaları yürüten hükümetler ve özel laboratuvarlar ulaştıkları son noktayı veya elde ettikleri sonuçları kamuoyuyla paylaşmak zorunda değil. Eğer beklediğinizden daha ilerideyseler, genetik mühendisliğindeki gelişmelerle birlikte, ikinci bir bilişsel devrimin eşiğinde olabileceğinizden endişeleniyorum. Endişemin nedeni, zihninizin doğası gereği daha ileri düzeyde bir kavrayış için tasarlanmamış olmasıdır; bu yüzden temelde anlayamayacağınız birçok olguyla yüzleşmek zorunda kalacaksınız. Yaşayacağınız bu ikinci bilişsel devrim, toplumun sosyolojik yapısına hayalinizin de ötesinde zarar verecek.
insanlar deneyimlemedikleri ve farkında olmadıkları olayların hiç gerçekleşmediğini varsayma eğilimindedir. Siz de böylesiniz ve genetik mühendisliği gibi gelişmeler, anlayışınızı genişleterek mevcut kavrayışınızın ötesine geçmenizi sağlayabilir; bu da daha büyük acılara yol açabilir. Dağ aslanları gelecek için fedakârlık yapmaları gerektiğini düşünemezler; zekâsız oldukları için değil, bilişsel yapıları öncelikle avlanmak ve günübirlik yaşamak için tasarlandığı için.
Varoluş sonsuzdur ve buna bağlı olarak gerçeklik de sonsuzdur. Bilişsel Devrim'den önce soyut zaman kavramının sizden gizlenmesi gibi, kavrayışınızın ötesinde dehşet verici gerçekler olduğunu anlamalısınız. Böyle bir farkındalığın sonuçları insanlık için ağır olabilir. Cennet'ten ayrılmanın sonuçlarını henüz tam olarak kavrayamadınız; zihinleriniz büyük ölçüde gizemli kalmaya devam ediyor ve tarihsel olarak türünüz sıklıkla kendini yok edici davranışlarda bulundu. Eğer Cennet Bahçesi'ne yeniden girmeye çalışırsanız, kaos ve delilik baş gösterebilir. Mevcut yeteneklerinizi yönetme beceriksizliğiniz göz önüne alındığında, bilincinizi önemli ölçüde genişletmeye yeterince hazır olmadığınızı düşünüyorum.