Amerika tüm dünyaya demokrasi getirecek... Well then.
Günümüzde, özellikle Orta Doğu'da, ABD ve demokrasi kavramları birbiriyle eş değermiş gibi algılansa da aslında ABD'de demokrasi kavramı, Amerikan Devrimi'nden 20. yüzyılın son çeyreğine kadar olumsuz bir anlam taşımıştır. Amerikan Devrimi sırasında demokrat ifadesi bir epithet¹ olarak kullanılıyordu ve istikrarsızlıkla eş anlamlı görülüyordu. Kurucular, mülkiyet haklarını korumak ve ayak takımının yönetimi² olarak gördükleri demokrasiden kaçınmak için temsilî bir cumhuriyeti³ savundular.
(1) aşağılayıcı bir sıfat
(2) mob rule
(3) Representative republic
---
Örneğin, James Madison Federalist Papers No. 10'da egaliteryen demokrasilerin her zaman kargaşa ve çekişmeye neden olduğunu açıkça belirtmiştir. Benzer şekilde, John Adams, Aralık 17, 1814 tarihinde John Taylor'a yazdığı bir mektupta, demokrasinin doğası gereği kendi kendini tüketeceğini dile getirmiştir. Adams bu mektubunda, demokrasinin asla uzun sürmediğini ve tarihte intihar etmemiş hiçbir demokrasiye rastlanmadığını belirtmiştir.
Amerikan Devrimi'ndeki ekosistemdeki demokrasi karşıtlığının bir diğer örneği de Alexander Hamilton'ın¹, güçlü bir merkezî hükümetin ve elitlerin yönetimde ağırlıklı olduğu 'temsilî aristokratik bir cumhuriyet' taraftarı olmasıdır. Doğrudan halk iradesinin kaosa yol açacağını açıkça ifade eden Hamilton, doğrudan demokrasiyi mobokrasi² olarak adlandırıyordu; eğitimsiz ve mülksüz kitlelerin doğrudan yönetiminin mülkiyet haklarına zarar vereceğini ve toplumu istikrarsızlığa sürükleyeceğini savunuyordu. 1787 Anayasa Kurultayı'ndaki bir konuşmasında şöyle demiştir:
"Halkın sesi Tanrı'nın sesidir denir; ancak bu, ne kadar yaygın bir inanış olsa da, aslında doğru değildir. Halk değişkendir ve kararsızdır; nadiren doğru yargıda bulunur veya isabetli kararlar verir."
(1) 10 dollarlık banknot
(2) ayak takımı yönetimi
---
Hamilton, The Federalist Papers'ta güçlü bir merkezî hükümetin neden gerekli olduğunu aşama aşama anlatmış; özellikle The Federalist Papers No. 70'te, enerjik bir yürütme erkinin hükümetin etkinliği ve ulusal güvenlik açısından şart olduğunu vurgulamıştır. Hamilton, toplumun zengin, iyi doğmuş ve yetenekli kesiminin yönetimde ağırlıklı olması gerektiğini savunuyordu. Bunu bir sınıf ayrımı olarak değil, federal (united) state'in ekonomik ve siyasî istikrarını koruyacak bir denge unsuru olarak görüyordu. Senato'nun, halkın geçici tutkularına karşı bir fren görevi görmesini istiyordu.
Hamilton’ın güçlü bir Federal hükümet arzusu sadece siyasi değil, aynı zamanda ekonomikti. ilk hazine bakanı olarak ulusal bankanın¹ kurulmasını sağladı; statelerin borçlarının federal hükümet tarafından üstlenilmesini savundu. ingiltere’dekine benzer bir sanayileşme sürecinin hızla tamamlanmasını ve güçlü bir federal ordu kurulmasını talep etti.
(1) First Bank of the United States.
---
Hamilton’un bu görüşleri, Thomas Jefferson’un tarıma dayalı, yerel yönetimlerin güçlü olduğu ve halkın yönetime daha doğrudan katılım sağladığı demokrasi vizyonuyla taban tabana zıttı. Bu fikir ayrılığı, ABD’deki Federalistler ve Demokratik Cumhuriyetçiler ekseninde, ilk iki partili siyasi sistemin organik olarak doğmasına yol açmıştır.
— Federalistler (Alexander Hamilton, John Adams, John Marshall, George Washington):
• ABD'nin kuruluşunda ortaya çıkan ilk siyasi partidir.
• Güçlü bir federal (merkezî) hükümet yapısını savunmuşlardır.
• Sanayi, ticaret ve bankacılığa dayalı, federal merkez tarafından desteklenen bir ekonomiyi savundular. (industrialism)
• Yönetim anlayışı, toplumun en yetenekli, eğitimli ve varlıklı kesiminden oluşması gerektiğini savunan doğal aristokrasi anlayışına dayanır.
• Federal anayasanın esnek yorumlanmasını, federal hükümetin geniş yetkilere sahip olmasını ve statelerin iç işlerine müdahale edebilmesini talep ettiler.
• Dış politikada ve Avrupa ile ticarette ingiliz yanlısı bir tutum sergilemişlerdir.
Federalistler Thomas Jefferson’a karşı 1800 seçimlerini kaybettikten sonra güç kaybetmeye başladılar. Halktan kopuk ve aşırı aristokratik olarak damgalanmaları ile 1812 Savaşı'na muhalefet etmeleri (Hartford Konvansiyonu), partinin 1816'dan sonra siyaset sahnesinden silinmesine neden oldu.
— Demokratik Cumhuriyetçiler (Thomas Jefferson, James Madison, James Monroe):
• ABD'nin kuruluşunda ortaya çıkan ilk muhalefet partisidir.
• Sınırlı bir federal hükümeti ve stateler için daha geniş yerel yetkileri savundular.
• Tarıma ve kendi toprağını işleyen özgür çiftçilere (yeoman farmers) dayalı bir ekonomi modelini savundular. (tarımcılık/agrarianism against industrialism)
• Siyasette "sıradan" halka, özellikle de mülkiyet sahibi kesime güvenilmesi gerektiğini savundular.
• Federal anayasanın dar (sıkı) yorumlanmasını, yerel ve state yetkilerinin geniş tutulmasını, federal hükümetin statelere daha az müdahale etmesini talep ettiler.
• Dış politikada ve Avrupa ile ticarette Fransa yanlısı bir tutum sergilediler.
1820'lerin ortalarından sonra partinin etkinliği azaldı. 1828'de Andrew Jackson liderliğinde Demokrat Parti (Democratic Party) kurulurken, Jackson karşıtı kanat önce Ulusal Cumhuriyetçi Parti (anti-Jacksonians, National Republican Party, 1824-1834), ardından Whig Partisi (1833-1854) ve nihayetinde bugünkü Cumhuriyetçi Parti (Republican Party, 1854-günümüz) olarak evrilmiştir.
ABD Anayasası, doğrudan demokrasiyi kasten engellemek amacıyla Seçiciler Kurulu (Electoral College) ve Senato gibi mekanizmalarla tasarlanmıştır. Kurucu Babalar ve Amerikan değerleri göz önünde bulundurulduğunda, özgürlük (liberty) demokrasiden daha öncelikli bir değerdir. Bu çerçevede, eşitlikçi bir demokrasinin özgürlüğü ortadan kaldırabilecek bir araca dönüşebileceği görüşü hâkimdir.
Amerikan demokrasisini daha iyi anlamak için yukarıda belirttiğim kurucu babaların demokrasi yerine cumhuriyet vurgusunu bilmek hayati önem taşır. ikinci Dünya Savaşı'ndan sonra popülerlik kazanan demokrasi kavramına bu denli hak edilmemiş pozitif bir anlam yüklenmeye başlanması; Bush dönemi politikaları ve 2. Körfez Savaşı süreciyle birlikte ivme kazanmıştır.