Toplumların ne zaman çöküşe geçtiğini incelediğinizde, bunun genellikle birbirinden ayrıştırılması zor birçok noktaya dayandığını ve sansasyonel olmayan bir süreç olduğunu görürsünüz. Çöküş nesiller boyunca gerçekleşir; tek bir felaketle değil, bir dizi küçük, hatalı kararla ve zamanla yaratıcı enerjinin kaybıyla karakterize edilir. Çöküşe yol açan değişim çok kademeli olduğu için, toplumun içindeki insanlar "büyüklüklerinin" buharlaşıp gittiğini, ancak o çoktan yok olup gittikten sonra fark ederler.
Çöküş dağınık, sessiz ve kafa karıştırıcı bir süreçtir. Bir toplum, eski "büyük güç" statüsünü kaybettiğini fark ettiğinde, onu en başta güçlü kılan canlılığı ve yenilikçiliği çoktan yitirmiş olur; üstelik bu dönüşüm genellikle kimse fark etmeden gerçekleşir.
Örneğin, ispanya'nın çöküşüne bakacak olursanız, küresel bir imparatorluğa sahip ispanya'nın büyük bir güç olmayı bıraktığı tek bir yıl bulamazsınız. Bu durum, Batı, Çin veya islam gibi tüm büyük medeniyetler için de geçerlidir; hepsinde, büyük devletler kurmalarını sağlayan o ilahi yaratıcılığa kendilerini kapattıkları heyecansız bir an yaşanır. Mevcut güçlerini korumaya çalışırken tamamen mekanik hâle gelirler; bu da eski yaratıcılıklarını yok eder ve kimsenin fark etmediği bu süreçte, bu toplumlar kendilerini en başta büyük kılan her unsuru kaybederler.
Küresel düzeyde ve medeniyet düzeyinde bir başarısızlık ve gerileme ile karşı karşıyasınız. Günümüzde yaşanan küresel çöküşü tespit etmişseniz, bu, kötü gidişatla başa çıkma yeteneğinizi ve enerjinizi çoktan kaybettiğinizi gösterir.