Farklı sosyal sınıfların içinde bulundukları toplumları nasıl etkilediklerini açıklamanın en basit yolu, tarihte farklı toplumların kendilerini yönetmek için seçebilecekleri çeşitli sosyal sınıfların yapılarını incelemektir. Böyle bir incelemede, söz konusu baskın sosyal sınıfın toplumun sosyal yapısını, egemen ideolojisini veya dinini, ekonomisini, edebiyatını ve toplumun aklınıza gelebilecek her unsurunu kendi lehine yeniden şekillendirdiğini fark edersiniz. Sonuç olarak, bu durum topluma öylesine derin bir düzeyde nüfuz eder ki toplumun sosyal dokusuna ayrılmaz bir biçimde bağlanır.
Farklı yönetici sınıflar tarafından yönetilen toplumlara örnekler vermek gerekirse:
• soylu savaşçılar: polonya-litvanya Birliği, Roma Cumhuriyeti, 1100'ler Avrupa (Haçlı Dönemi)
• rahipler: Antik Mısır, Antik Hindistan, inka imparatorluğu, Babil
• tüccarlar: ABD, Kartaca, Venedik Cumhuriyeti, Hollanda
• bürokratlar: Çin imparatorluğu, Stalinist Rusya, Avrupa Birliği (totaliter demokrasi)
• ordu (askerî yönetim): Memlükler; 1800'ler Fransa'sı, Prusya, Roma imparatorluğu (imparatorluk dönemi)
Burada dikkatinizi çekmek istediğim nokta, yönetici sosyal sınıfınızın monarşi, oligarşi, cumhuriyet gibi yönetim sistemleriyle doğrudan bir bağlantısı olmadığıdır. Yönetim sisteminiz, yöneticilerinizin belirlenme sürecinde kullanılan bir metottur. Odaklanmanız gereken konu bu metot değil; bu metotla sizi kimlerin yönettiğidir. Örneğin, yönetici sınıfınız "soylu savaşçılar" olabilir ve yöneticilerinizi hâlâ demokratik¹ oy kullanma yöntemleriyle seçebilirsiniz. Ancak oy kullanmanız, soylu savaşçılar tarafından yönetildiğiniz gerçeğini değiştirmez.
(1) Demokrasi gerçekte bir tüccar rejimidir. Demokratik rejimlerde tüccarlar bizzat yönetici olarak karşınıza çıkmasalar bile, oy verdiğiniz adaylar her zaman tüccarların lehine çalışır. Bu nedenle yüksek mülkiyet oranına sahip olmayan bir toplumda demokrasi sürdürülemez.
---
Bir toplum rahip sınıfı, savaşçı soylular, tüccarlar ve en kötüsü de bürokratlar tarafından yönetilebilir; bunlar, tarihteki toplumları yönettiğini sürekli gördüğüm sosyal sınıflardan sadece birkaçıdır. Bunların her biri arketipik değildir; çünkü toplum belirli bir yönetici sınıfı seçerek, aynı yönetici sınıfa sahip, çoğu zaman birbirinden çok farklı diğer toplumlarla benzer özellikler kazanır.
Soylu savaşçıların yönetici sınıf olduğu bir toplum, en önemli değeri olarak şeref kavramını benimser; yasal anlaşmazlıkları genellikle düello hakkı yoluyla çözer. Tüccarların yönetici sınıf olduğu bir toplum, doğal olarak güçlü mülkiyet haklarına sahip bir parlamenter demokrasiye yönelir. Bürokratlar tarafından yönetilen bir toplum ise neredeyse her zaman ateist veya a-gnostiktir, çünkü din ve güçlü aile yapıları gizli polisin totaliter ve sömürücü gücü üzerinde bir engel görevi görür. Bunun yerine, söz konusu totalitarizmi meşrulaştırmanın tek yolu olan sınırsız iyiliği getirmek adına sınırsız büyümeyi meşru kılan ütopik bir ideolojiye sahip olması muhtemeldir.
Yönetici sınıfa hâkim elitler genellikle medeniyet temelli olarak paylaşılır. Batı, otonom soylular, merkezî monarşi, tüccarlar, kilise veya diğer küçük çıkar grupları arasında, yani farklı yönetici sınıflar arasında bir güç dengesine sahip olduğu için tarihteki en başarılı medeniyetlerden biri olmuştur. Batı'yı yücelten unsurlar arasında bence en önemlisi rekabettir. Batı geleneği, tanrı veya hakikat gibi ulaşılması gereken objektif bir hedefe dayanır ve toplumu bu hedefe götürecek hizmeti kimin en iyi şekilde sunabileceğine dair bir rekabet söz konusudur.
Bilim, serbest piyasa, demokrasi, Batı askerî sistemi ve Katoliklik, hatta daha da fazlasıyla Protestanlık, birlikte çalışarak en iyi sonucu veren evcilleştirilmiş bir rekabet yapısı kurdu. Batı, bilim, modern tıp, sanayi, din veya savaş olsun, neredeyse her alanda dünyaya hâkim olabildi; çünkü günümüzün aksine, bir zamanlar Batı, keşfedilmemiş veya belirsiz olana girip oradan ganimet ve zaferle dönmeye istekli olacak kadar maskülen ve kaosa¹ alışkındı.
(1) Kaos, hermetik ve okült gelenekte dişil prensiptir ya da dişil arketiptir.
---
ABD tarihinde baskın elitlerin değişiminin; doğu yakası tüccarlarından güney plantasyon sahiplerine, onların ardından kuzeyli sanayicilere, sonra da kıyı kesimindeki profesyonel yönetici sınıfa doğru gerçekleştiğini gördük. Şimdi de Meksika Körfezi çevresinde internet tabanlı yeni bir elit kesimin ortaya çıktığını görüyoruz. Roma'da ise elitler Etrüsk krallarından Roma soylularına; popülist köle sahibi yöneticilerden Roma imparatoru'na; Balkan savaş beyliklerinden Cermen barbarlarına; ve en sonunda Doğu Roma imparatorluğu'na evrildi. Her iki durumda da başarılı bir toplum, biyolojik bir ilke gereği, zamanla ahlaki açıdan yozlaşan elitleri değiştirme yeteneğine sahiptir; çünkü tüm elitler zamanla yozlaşır.
Bir medeniyetin çöküşe geçmesi neredeyse her zaman ağırlıklı olarak tek bir yönetici sınıfın iktidarı ele geçirmesinden kaynaklanır. Bu yönetici sınıf, herhangi bir değişikliğin kendi iktidarını tehdit edeceği gerekçesiyle gücü merkezileştirir ve ilerlemeyi ya da büyümeyi durdurur. işte bu yüzden serbest piyasa tarih boyunca çok nadirdir; çünkü elitler canlı ve başarılı olanları alaşağı etmek için her zaman kalabalık güruhlarla ittifak kurarlar.