Her şeyin eşit olduğu ve kalitenin yargılanamayacağı sıklıkla iddia edilse de, bu argüman büyük ölçüde teoriktir; çünkü pratikte bireyler buna göre davranmaz. Örneğin, insanlar Timur ile Garibaldi'yi eşdeğer görmez; çoğunluk bir Porsche'yi bir Tata'ya ya da Guerlain'i Revlon'a tercih eder. Gerçeklik, ifade edilen inançlardan çok gerçek insan davranışlarıyla tanımlanır. Öznel farklılıkların önemli olduğunu davranışlarınızla kabul ettiğiniz anda, kalite farklılıklarının olmadığını ya da iyi ile kötünün olmadığını iddia eden tüm argümanlar geçersiz hâle gelir. Bununla birlikte, yaşamın her unsurunun eşit ve birbirinin yerine geçebileceği fikri, yargıda bulunmaktan kaçınmayı sağladığı ve insanları iyi hissettirdiği için revaçta.
II. Dünya Savaşı sonrası uzlaşma, tüm ırkların eşit olduğu yönündeydi. Laboratuvar ortamında yapılan tetkiklerde ırklar arasında ufak sayılabilecek genetik farklılıklar tespit edilmiş olsa da, pragmatik olarak bu görüşü desteklemek gerektiğini düşünüyorum. Ancak bu kavram, tüm kültürlerin eşit olduğu fikrine doğru genişletilmeye çalışıldı ki bu mantıksız görüş hiçbir şekilde kabul edilemez. Bu egaliteryen, öyle olduğu için de yanlış olan görüşe göre kitlesel göç hareketleri olmamalı, yatırımlar tüm ülkelere eşit yönlenmeli, tarih boyunca yaşanan çatışmalarda belirli kültürler diğerlerine üstün gelmemeli ya da bu çatışmalar hiç yaşanmamalı; çalışma saatleri, suç oranları, toplumların uluslararası sınavlarda ve spor müsabakalarında başarıları tüm ülkelere homojen dağılmalıydı. Ancak tüm bu ölçütlere ilişkin istatistiksel veriler, kültürler arasında önemli farklılıklar olduğunu ortaya koymaktadır. Eğer tüm kültürler gerçekten eşit olsaydı, belirli kültürlerin diğerlerini başarıyla bünyelerine katabildiğini ve bazı kültürlerin diğer kültürlerin özelliklerini benimsediğini gözlemlemezdiniz. Örneğin, Batı kültürü etkili olmasaydı, Güney Kore ve Japonya batılılaşmazdı; benzer şekilde, Romalılar savaşlarda başarılı olmasaydı, kalkanlı polislerin günümüz sokak gösterilerinde bile hâlâ 2.500 yıl önce ortaya çıkmış Roma ordusunun kalkan tekniklerini kullanması mümkün olmazdı.
Aynı coğrafi bölgelerde veya benzer genetik geçmişe sahip popülasyonlar arasında bu kadar belirgin çeşitlilikte kültürel normların ve yaşam tarzlarının var olması, kültürün bağımsız bir faktör olarak önemli bir rol oynadığını göstermektedir. Bu farklılıkları coğrafya veya farklı grupların birbiri üzerinde baskı kurması gibi basit açıklamalara bağlamak cazip gelse de, bu tür iddialar ampirik kanıtlarla kolayca çürütülebilmektedir. Örneğin, ABD, ingiltere, Kanada ve Avustralya gibi ingilizce konuşan Anglosfer'in farklı ülkelerinin, oldukça farklı coğrafyalarda ve iklim koşullarında bulunmalarına rağmen benzer gelir seviyelerine sahip olmaları gibi, coğrafi ve tarihî bağlamları son derece farklı olan Latin Amerika ülkelerinin de benzer gelir aralıklarını paylaşmaları rastlantı değildir. Örneğin, birbirleriyle hiçbir bağlantısı olmayan imparatorlukların hemen hemen hepsi genişledikçe ekonomik olarak gerilerken, küçük şehir devletleri artan bir refah içinde yaşama eğiliminde olmuştur.
Her ciddi bilim adamı, kültürel etkilerin tarih üzerindeki önemini kabul eder. Dünyanın farklı ülkelerini gezdiğinizde, kültürün ve özellikle de dilin toplumsal düşünce süreçlerini temelden şekillendirdiğini görürsünüz. Aslında, farklı kültürlerden insanların düşünme şekilleri ve buna paralel olarak beyinlerinin hangi bölümlerinin daha çok geliştiği ve hangi diğer bölümlerinin yetersiz geliştiği konusunda psikolojik araştırmalarda test edilebilir farklılıkları görebilirsiniz.
Hiçbir kültürün diğerlerinden doğuştan üstün olmadığı iddiası, temelde yargılamadan kaçınmayı ve tüm kültürlere onur ve saygıyla davranılmasını savunmayı amaçlayan, inanca dayalı bir bakış açısıdır; her ne kadar bu bakış açısı bilimsel olarak doğru olmasa da, bu görüş desteklenmelidir. Bu, sol gibi retardatif siyasi ideolojilerin uzantısı ya da politik doğruculuk adına değil, toplumların özgür iradelerine ve varlıklarına saygı olarak yapılmalıdır. Özgür iradeye dayanmayan eylemler her zaman kötülüğü yayacaktır.
Kültürleri nicel ölçütlerle karşılaştıramazsınız. insan toplumları bilanço tabloları gibi okunamaz; çünkü çalışma şekilleri bundan daha derin ve karmaşıktır. Tarihsel olarak toplumları zayıflatan başlıca faktörlerden biri, kibir ve sözde aşağı grupları küçümseme ya da onlardan öğrenmeyi¹ ihmal etme eğilimidir. Kültürü oluşturan sayısız değişkeni nicelleştirmek doğası gereği imkânsızdır; bu nedenle bu tür girişimler boşunadır. Her insanın kendine özgü güçlü ve zayıf yönleri olduğu gibi, her kültür de kendine özgüdür. Sonuç olarak, günümüzde birçok kültür diğerleri kadar başarılı olmasa bile, o kültüre ait bir bireyin ulusu ve ülkesiyle gurur duyacak birçok nedeni var; dünyadaki tüm kültürlerin bu doğal onuru paylaşması beklenmelidir.