özgürlük vs eşitlik

entry5 ↓ galeri
    2.
  1. insanların yarışı nerede bitirdiklerine bakıp farkları "adaletsizlik" sayan anlayış, özgürlüğün tam tersidir. Feminizmin savunduğu sonuç eşitliği, insanların, özellikle de cinsiyetlerin, farklı tercihlerle, isteklerle, fiziksel ve zihinsel yeteneklerle ve şansla donatılmış olmasından dolayı, özgürlüğün aksine kölelik lehine sonuç doğurur. Toplumda eşit derecede yeteneksiz ya da eşit derecede çalışkan insanlar yoksa, eşit sonuçların korunması, farkları yaratan her unsuru sürekli baskı altında tutmayı ve regüle etmeyi gerektirir; feminizm de tam olarak bunu talep etmektedir.

    Eşitlik dayatılmak zorundadır; özgürlük dayatılamaz. Özgürlük, insanın kendi haline bırakılmasıdır. Özgürlük tam anlamıyla insanın ormandaki halidir. Özgürlük, state'in ya da kadın ırkçı jinokratik yapıların benim şirketimden elini çekmesidir. Eşitlik ise doğal bir hal değil, mekanik bir durumdur. O durum doğal olarak kendiliğinden oluşmaz, çünkü insanlar kendiliğinden farklıdır. Farklılaşmayı önlemenin tek yolu sürekli müdahaledir. Müdaheleci jinofaşist yapı, kimin ne kadar kazandığını, neyin sahibi olduğunu, kimin nereye yükseleceğini sürekli gözetleyen, yaptırım uygulayan kadın ırkçı bir makinedir.

    Feminist terör ideolojilerini takip eden egaliteryen bir toplum, sonuçları eşitlemek için giderek daha fazla zorbalığa başvurmak zorunda kalır. Yönetim sisteminiz eşitliği amaçladığında kendini sınırsızlaştırır; özgürlüğü amaçladığında ise kendini sınırlar. Feminizmin "cinsiyetlerin aldığı sonuçlar da eşit olmalı" hedefi, jinokratik kurumlara sınırsız müdahale yetkisi verilmesi demektir; çünkü hiçbir müdahale toplumu eşitlik hedefine tam olarak ulaştıramaz, bu yüzden jinokrasi müdahaleciliğini asla durdurmamak zorundadır.

    Özgürlük, eşitlik ve adalet arasında doğal bir çatışma vardır. Adalet, yani herkese hak ettiğini vermek, ancak özgürlük çerçevesinde mümkündür; çünkü ancak özgür insanlar yaptıklarıyla hak kazanabilirler. Eşitlik hedefi ise adaleti tersine çevirir. Elde edilenleri değil, verilmesi gerekenleri merkeze alır. Lâyık olma¹ ölçütü terk edilir ve yerine ihtiyaç ölçütü geçer. O noktada liyakat ölçülemez hâle gelir; çünkü öncül "herkes aynıdır, fark sistemdedir, ataerkil sistem bize baskı uyguluyor" olduğu için fark yaratanın insani özelliği yok sayılır. Kısacası, egaliteryen dünya görüşü, adaletin ön koşulu olan farkı sildiği için adaleti de ortadan kaldırır.

    (1) liyakat
    ---
    Eşitliğin özgürlükle çatışmasının ikinci boyutu, toplumun, özellikle de cinsiyetlerin doğasını değiştirmesidir. Sonuç eşitliği hedeflendiğinde siyasetin işlevi, bürokrasiyi ya da daha doğru bir ifadeyle jinokrasiyi küçültmek ve düzeni korumak olmaktan çıkar; tersine, jinokrasiyi büyütmek ve erkeklerden alıp kadınlara vermek hâline gelir. Modern demokraside eşitlikçi siyaset, hükümeti bir yağma makinesine dönüştüren süreçtir. Bu siyasetin temel itici gücü sevgi ya da dayanışma değil, haset ya da Nietzscheci anlamda "ressentiment"dur. Böyle bir ekosistemde kimin daha fazlasına sahip olduğunun belirlenmesi, kimin hedef alınacağının belirlenmesidir. Bu nedenle egaliteryen kadın ırkçı totaliter demokratik rejimler, özgürlükçü ideolojilerle çatışmaya girer; çünkü özgür toplum, farklılaşmayı kabul eder ve eşitlikçi siyasetin kurduğu feminist eşitlik hedef listelerini reddeder.

    Günümüzde siyasi ve hukuki bir kimliğe, yani bir entiteye dönüşmüş kadınlar için eşitlik duygusal olarak karşı konulmazdır. işte bu nedenle eşitlik özgürlüğü sessizce ortadan kaldıran en etkili hile hâline geldi. Eşitlik, kısıtlı koşullarla özgürlüğün üzerine oturtulduğunda bir noktaya kadar özgürlükle çelişmez; ancak eşitlik özgürlüğün yerine geçirildiğinde, özgürlüğü de ortadan kaldırır.

    Özgürlüğün zıt anlamlısı köleliktir. Ya özgürsünüzdür ya da köle! %60 özgür, %40 köle olma gibi bir durum yoktur. Tam da bu nedenle komünistler Çarlık Rusyası'ndaki serbest piyasayı tasfiye etmeye kalkıştıklarında köleliğe dönmek zorunda kaldılar; çünkü aslında ellerindeki tek gerçek seçenek kölelikti. Pratikte eşitlikçi hareketlerin tarihi tam olarak bunu gösterir. ilk hedef fırsat eşitliğidir; ikinci aşama pozitif ayrımcılıktır; üçüncü aşama ise kurumların, ölçütlerin ve liyakatin tümünü şüphe altına alan bir sisteme geçiştir. Her aşama, öncekine göre daha fazla zorlama, daha az özgürlük ve gerçekten liyakatli olan, medeniyeti ayakta tutan işlerin %85'inden fazlasını yapan erkekler gibi gruplar için daha fazla kölelik demektir.

    Özgürlük, fark yaratma özgürlüğüdür. insanı insan yapan unsur yeteneği, çalışkanlığı, seçimleri, risk alma cesareti ve sorumluluklarıyla fark yaratmasıdır. Bir toplumda herkesin aynı sonuca ulaştığı bir düzen, fark yaratmanın cezalandırıldığı ya da imkânsız kılındığı bir düzendir. Bu yüzden eşitlik özgürlüğün antitezidir. Özgürlük, insanın kendi haline bırakılması; eşitlik ise insanın sürekli hizaya getirilmesidir. Birincisi farkı doğal kabul eder; ikincisi ise farkı düşman ilan eder. Feministlerin cinsiyet kimliklerine ve cinsiyetler arası farklılıklara düşman olmasının ardındaki neden tam olarak budur. Özgürlük ve eşitlik aynı anda en üst düzeyde var olamaz; ya özgürsünüzdür ve farklı olursunuz, ya da eşitsinizdir ve hayatınızın her alanını regüle eden baskıcı bir rejim sizi rahat bırakmaz.

    Eylül 28, 2026
    0 ...