Bu soruyu ele alırken kullanmayı düşündüğüm perspektif oldukça yüklü. Bu konu hakkında konuşmak mayın tarlasında yürümek gibi; ancak her iki uçtan radikal seslerin yükselip ana akım görüş hâline gelmesini engellemek adına, yapılacak tartışmanın son derece önemli olduğuna inanıyorum.
Koronavirüs pandemisi sırasında, sosyal medyadaki solcuların sıklıkla tekrarladığı söylem "bilime güvenin" oldu. Aslında koronavirüs, kürtaj veya transformers gibi konular, güçlü bir şekilde savunacak ya da karşı çıkacak kadar ilgimi çeken konular değil. Bununla birlikte, bilimi sadece bilim için değil, aynı zamanda sosyal politikalar için bir gerekçe olarak kullanma fikrinin tarihte son derece tehlikeli örneklerinin bulunduğunu bilmek önemlidir. Normal olarak işleyen bir toplumda, bir salgın sırasında tıp yetkililerini dinlemek mantıklı olsa da, siyasi yelpazenin her kesiminden sağlık yetkililerinin birbirine zıt görüşlerinin sözde bilimsel olduğunu iddia ettiklerini gördünüz.
19. yüzyılda, Herbert Spencer'ın "en güçlü olanın hayatta kalması" kavramı, serbest piyasa ekonomi politikalarını haklı çıkarmak için kullanıldı. Nazi rejimi, o zamanlar gerçek bilim olarak kabul edilen ırk bilimini rasyonelleştirdi. Komünist rejimler, teorilerinin yanlış olduğu açıkça bilindiği hâlde, Marxizmin objektif bir bilim olduğunu iddia etti. Şu anda, bilimsel değerleri savunduğunu en yüksek sesle dile getiren gruplardan biri de, cinsiyet bilimi¹ adı verilen ve bilimsel dayanağı son derece zayıf bir alanı icat etmiş olan ve bir yandan da COVID süresince kısıtlayıcı kapanma gibi politikaların bilimsel olduğunu savunan sözde özgürlükçü sol kesimdir. Ayrıca Richard Dawkins'in solcu ateist akademik çevresi de bu siyasi duruşla aynı çizgidedir.
(1) Gender studies. insanların günümüzdeki cinsiyet bilimi kavramının Nazilerin ırk bilimi kavramına ne kadar benzediğini fark edememesi oldukça şaşırtıcıdır.
---
Eğer bilim objektif ise, bu kadar farklı şekilde yorumlanabilmesi nasıl mümkün oluyor? Bilimin gelişmesinin binlerce yıl sürmesinin temel nedeni, tasarımı gereği kasıtlı olarak sınırlı olmasıdır. Bilimsel metot, gözlemlenebilir dünyaya dair hipotezlerin sistematik gözlemlere ve nesnel deneylere dayalı olarak test edilerek doğrulanması veya çürütülmesi sürecidir. Bir başka ifadeyle, bilimin gücü sınırlamalarından kaynaklanır. Böylece bilim, bilgiye karşı nihai ve titiz bir engel teşkil eder.
1851 yılında Léon Foucault¹, Paris'teki Panthéon'un yüksek kubbesinden 67 metrelik ince bir çelik tel sarkıttı; telin ucunda pirinç kaplı, yaklaşık 28 kg'lik kurşun bir sarkaç topuzu salınıyordu. Dönüş hareketini gözlemcilere daha belirgin kılmak için topuzun altına sivri uç takılmış, zemine de kum serpilmişti. Saatler geçtikçe sarkacın salınım düzlemi kum üzerinde yavaşça dönen izler bırakıyordu. Sarkaç dönüyordu çünkü Dünya dönüyordu. Dünya'nın sabit, göklerin ise onun çevresinde döndüğü yönündeki binlerce yıllık inanç, sarkacın sallanmasıyla çürütüldü. Panthéon'un altında toplanan kalabalık bir gün içinde ikna olmuştu. Bu deneyi okuduğumda, ilgi alanım nedeniyle ilk dikkatimi çeken ayrıntı ne sarkaç ne de Dünya'nın dönüşünün ispatlanmasıydı. ilginç olan, 1851 yılı gibi oldukça geç bir dönemde bile Paris halkının Dünya'nın dönüşünü ispatlayan bir deneyden heyecan duymasıydı.
(1) Fransız filozof, sosyal teorisyen, tarihçi, edebiyat eleştirmeni, antropolog, psikolog ve sosyolog Michel Foucault ile karıştırılmamalıdır.
---
Bilim, gerçeğin sarsılmaz temelini temsil eder. Ancak bilimin doğasında var olan katılık aynı zamanda bir zayıflıktır. Dolayısıyla bilimin toplumsal amaçlar için kullanılmasında üç temel sorun var. Bunlardan ilki, tek bir bilimsel çalışmadan kapsamlı bir dünya görüşü çıkarmanın son derece zor olmasıdır. Aydınlanma'dan bu yana doğa yasaları kavramına ya da her olguyu açıkladığı iddia edilen tekil ilkelere bir şekilde kendinizi kaptırdınız. Ancak bu ilkeler çoğu zaman gerçek dünyadaki sonuçları anlamaya yardımcı olmaz. Dünya doğası gereği kaotiktir ve bir ilkenin bir bağlamda doğru olması, başka bir bağlamda da doğru olduğu anlamına gelmez. Örneğin, Newton fiziği Dünya'ya son derece iyi uygulanıyordu; ancak görüşünüzü kozmosa genişlettiğinizde, neredeyse her Newton ilkesi, evrenin farklı bölgelerinde belirgin şekilde farklı kuralların geçerli olduğu, mantıksızlık ve kaosla karakterize edilen Einstein'ın evreni tarafından temelden sorgulanıyordu. Dahası, Soğuk Savaş'ın sona ermesinin ardından siyaset biliminde, ulusların zenginleştikçe demokratikleşme eğiliminde olacağına dair yaygın bir inanç vardı. Ancak bu varsayım yalnızca Batı kültürel bağlamlarında doğruydu. Asya uluslarının zenginliği arttıkça birçoğu, tamamen farklı kültürel temellerin yönlendirdiği dinamikler nedeniyle daha otokratik hâle geldi. Evrendeki düzeni ararken bilimsel çıkarımlarınızı bilimin gerçekten sağladığı kanıtların ötesine genişletme eğilimindesiniz. Bu yaklaşım, gücünü titizlik ve ampirik doğrulamadan alan iyi bilimsel uygulamalarla çelişmektedir.
ikinci sorun ise yaptığınız hemen hemen hiçbir eylemin bilimsel olarak kesin bir şekilde test edilememesidir; çünkü hayatın neredeyse tüm yönlerini etkileyen sayısız faktör vardır. Sonuç olarak günlük hayatınızda bilimsel metodolojiye dayalı yargılarda bulunmak genellikle mümkün değildir. Aşk, savaş veya iş gibi büyük yaşam kararları genellikle deneyimsel deneme-yanılma yoluyla ele alınır; ilk elden deneyim olmadan anlaşılamayan ilkelerden çok, gözleme dayalı prensiplerle geliştirilir. Hangi tip kadından hoşlanacağınıza veya öğle yemeğinde ne yiyeceğinize karar vermek bile, karmaşıklığı ve etkileyen faktörlerin çokluğu nedeniyle bilimsel yöntemle kesin olarak belirlenemez. Her ne kadar varsayımsal olarak değişkenleri manipüle ederek seçiminizi optimize etmek mümkün olsa da, böyle bir yaklaşımın büyük bir kişisel mutluluk sağlaması pek olası değildir.
Bilimcilikle¹ veya kapsamlı bir dünya görüşü oluşturmak için bilimsel görünümün kullanılmasıyla ilgili temel sorunlardan biri, bilimin görünüşte objektif olmasına rağmen önemli ölçüde ön yargı ve kötülüğe yol açabilmesidir. Bu durum, bireylerin dünya görüşlerinin bilimsel akıl yürütmeyle gerekçelendirildiğinde yanılmaz olduğuna inanmalarından kaynaklanır. Buna verilebilecek en iyi örnek, özellikle komünizm bağlamında belirginleşir; burada komünizm taraftarları dünya görüşlerini bilimsel gerçek olarak ileri sürerler, ancak daha sonra akla gelebilecek en bilim dışı şekillerde davranırlar. Eleştirilere şiddetle karşı çıkarlar; iyi niyetli argümanları ve mantıksal ilkeleri reddederler; dünyanın geri kalanını komplocu veya kendilerine ve Sovyetlere komplo kuran bilim dışı kapitalist güçler olarak algılarlar ve kendi argümanlarının tamamen yanılmaz olduğunu savunurlar. Komünistlerin tarihte eşi benzeri görülmemiş vahşetleri işleme isteğinin ardındaki motivasyon, inançlarının bilimsel olarak kanıtlanmış, doğası gereği doğru ve sorgusuz sualsiz geçerli olduğu düşüncesinde yatmaktadır. Bu, bilimin felsefi alçakgönüllülüğü içinde, inançlarını psikolojik olarak yeniden teyit etme çabasıyla irrasyonel ve dogmatik bilimcilik rejimlerini besleyen tuhaf bir simbiyozdur. Bilim doğası gereği ucu açık ve sınırlı olduğundan, bilimciliğe dayalı ideolojiler otoritelerini ve entelektüel egemenliklerini zayıflatabilecek araştırmaların yapılmasını engellemek için muhalefeti bastırırlar. Bu eğilimin çağdaş bir örneği, modern sosyal adalet hareketinde gözlemlenebilir.
(1) Scientism
---
Bilimin toplumsal amaçlar için kullanılmasında üçüncü temel sorun ise bilimin dünyaya dair tutarlı bir vizyon sunmada sık sık gösterdiği tutarsızlıktır. Örneğin, yüzyıl önceki yaygın bilimsel görüş, en etkili ekonomik yönetimin hükümetin merkezi planlaması yoluyla mümkün olduğunu, ırksal grupların doğuştan gelen yeteneklere sahip ayrı varlıklar olduğunu ve öjeninin geçerli bir kavram olduğunu savunuyordu. Ayrıca tüm bireylerin gizlice babalarını öldürmeyi ve ann*ler*yle **tmayı arzuladığına, evrenin mükemmel Newton saat mekanizması prensiplerine göre işlediğine, çocuk yetiştirilirken sevgi gösterilmemesi gerektiğine ve insan hayatındaki her öğenin bencilliği ve kötülüğü engellemek için olabildiğince merkezileştirilmesi gerektiğine inanılıyordu. Bunların hepsinin son derece yanlış olduğu kanıtlanmıştır.
Son zamanlarda, kabile halklarının doğuştan barışçıl olduğu veya toplumun bireyleri boş birer levha¹ gibi tamamen şekillendirebileceği yönündeki inançlar dikkat çekici yanlışlar içeriyor. Bu bilimci hatalar kısmen akademi içindeki ön yargılardan ve zaman içinde daha iyi kanıtların kademeli olarak birikmesinden kaynaklanmaktadır. ilginç bir şekilde, bilimsel dünya görüşü olarak adlandırılabilecek unsurlardan en az sapan disiplinler, en etkili performansı sergileme eğilimindedir. 20. yüzyılın başlarındaki altı büyük güçten yalnızca ABD'nin günümüze kadar hayatta kalması, en dindar ve bilimciliğe en az bağlı ülke olmasıyla yakından ilişkilidir. Bilimcilik, entelektüellere, sözde aydın büyükbaşlara ve bürokratlara güç elde etme aracı sunduğu için popülerliğini koruyor; ancak toplumu gerçekte kimin taşıdığına daha dikkatle bakarsanız, siyasette politikacılar, orduda askerler ve iş dünyasında iş adamları gibi kendi alanlarında deneyimli olanların en iyi performansı gösterdiğini görürsünüz.
(1) Tabula rasa
---
Sayısız örnek arasında kısa bir örnek vermek gerekirse; birkaç yıl önce şehirler arası otoyollarda hız sınırlarını istatistiksel olarak rasyonel bir şekilde yeniden belirlemeye çalıştılar. Yol mühendisleri, trafik verilerine ve kaza oranlarına dayalı birtakım modeller kullanarak yeni sınırlar önerdi; kendini çok zeki sanan bürokrat büyükbaşlar da bunu teknik bir ilerleme olarak sundu. Ancak uygulamada durum çok farklı gelişti. Sürücülerin büyük çoğunluğu zaten yolun ve aracının durumuna, hava şartlarına, gece mi gündüz mü olduğuna bakarak seyir hızını kendi muhakemeleriyle ayarlıyordu. Yeni kısıtlamalar ise tek bir sayıya indirgenmiş, sürücünün yerel bilgisini yok sayan, kolayca delinen ve sonunda genel olarak "tavsiye niteliğinde" hâle gelen bir yaklaşım ortaya çıkardı. Nihayetinde trafik mühendisleri de arazide yıllarca çalışmış uygulamacıların ve sürücülerin görüşlerine geri döndü; ama o zamana kadar harcanan mesai, oluşan alınganlık ve topluma uzmanlar her şeyi sizinyerinize düzenleyecek mesajının verilmiş olması boşa gitmişti.
Bu örnek, bilimciliğin eksikliklerini küçük ölçekte de olsa ortaya koymaktadır. Toplumun bilim yoluyla değilse nasıl kendi kendini düzenlemesi gerektiği konusu, burada ayrıntılı olarak ele alınamayacak kadar karmaşıktır. Bununla birlikte, çoğunlukla istatistiksel verilerle sağduyuya dayalı yaklaşımların bir kombinasyonunun en uygun yöntem olacağını düşünüyorum. Toplumun bir tür sağduyu algısına ihtiyaç duyduğunu savunuyorum. Birçok açıdan din, toplumun geleneği olarak işlev görür veya şimdiye kadar etkili olduğu kanıtlanmış olanı özetler. Gerçek dünyada bilinçli kararlar almak için felsefe, sanat, din, tarih ve ilgili disiplinler de dâhil olmak üzere beşerî bilimlerin, daha geniş insan sezgisi ve anlayışıyla etkileşim kurmak için temel yollar sunması elzemdir.