Bir antik kentte veya kalıntıda sıradan halkın okuryazarlık oranını tespit etmek isteyen tarihçiler, kralların fermanları, tapınak kitabeleri veya anıtlar gibi resmî yazılara bakarak halkın okuryazarlık oranını belirleyemez. Çünkü bu tür anıtsal yazılar, okuma yazma bilen küçük bir "katip" veya "rahip" sınıfı tarafından yazılmıştır. Ancak hanlarda, sokak duvarlarında, hamamlarda veya sıradan evlerin duvarlarında gelişigüzel kazınmış duvar yazıları varsa, bu durum okuryazarlığın sıradan halk arasına yayıldığının kanıtıdır. Bunun sebepleri:
• Duvar yazıları genellikle resmî olmayan, anlık düşünceleri içerir. Bir tavernada içtiği şarabın fiyatından şikayet eden bir müşteri, sevdiği kişiye ilan-ı aşk eden bir genç, rakibine hakaret eden bir gladyatör veya siyasi bir adayı destekleyen bir esnaf duvara yazı yazabiliyorsa, bu eğitim sisteminin tabana yayıldığını gösterir.
• Bir kişi duvara bir şaka, en güçlü köleleri kendisinin sattığını belirten bir ilan ya da siyasi bir propaganda yazıyorsa, yoldan geçen diğer insanların da bunu okuyup anlayabileceğini biliyor demektir. Yani sadece yazan kişinin değil, o sokaktan geçen sıradan vatandaşların da okuma bildiği varsayılır.
Bu durumun tarihteki en çarpıcı örneği, 79 bc'de Vezüv Yanardağı'nın patlamasıyla küller altında kalan Roma şehri Pompeii'dir. Arkeologlar şehri kazdıklarında duvarlarda binlerce duvar yazısı buldular. Bu yazılar arasında kayıp eşya ilanları, sokak yemekleri, fast food fiyat listeleri, karşılıksız aşk acısı çekenlerin yazdığı şiirler, çocukların boylarının yettiği yerlere beceriksizce kazıdıkları alfabe harfleri vardı. işte bu yüzden, bir harabede sıradan duvar yazılarının çokluğu, o bölgede yaşamış halkın yüksek bir işlevsel okuryazarlık seviyesine sahip olduğunu şüpheye yer bırakmayacak şekilde kanıtlar.