bir çocuğun pusulası olmadan büyümesi, yön bulmayı değil yönünü kendi üzerinden çıkarmayı öğretir.
sevgi, sınır, güven ve aidiyet gibi şeyler hazır gelmeyince bunların yerini deneme yanılma dolduruyor. kimi dikkat çekerek varlığını duyuruyor, kimi öfkesine tutunuyor, kimi bedenini değiştiriyor, kimi de kendisine bir yer açabilmek için hayatın hiç de tekin olmayan kapılarını çalıyor. dışarıdan bakınca savrulma gibi görünen şeyin içinde bazen yalnızca “ben de buradayım” deme çabası bulunuyor.
elbette bütün yanlış tercihlerinin mazereti değildir bu. fakat çocukken sırtını yaslayacak bir duvarı olmayan birinden, büyüdüğünde cetvelle çizilmiş bir hayat beklemek de biraz fazla konforlu.
bazı hayatlarda kusur diye işaretlenen şey, aslında yıllar önce bırakılmış bir boşluğun yankısıdır.