hayatın hiçbir şeyi yerli yerine koymadan da devam edebildiğini fark etmek.
insan düzeni biraz da korkudan seviyor. eşyaların yerini biliyor, kimle ne kadar yakın olduğunu, yarın ne yapacağını, ay sonunda ne kadar parasının kalacağını... böylece başına gelecekleri önceden biliyormuş hissine kapılıyor. oysa hayatın asıl marifeti, tam da bu hesabın ortasına sandalye çekip oturmak.
kimi insanların evi dağınık, kimi ilişkileri, kimi uykusu, kimi zihni. dışarıdan bakınca savrulmuş görünüyorlar; içerideyse kendilerine göre işleyen bir düzenleri var. asıl mesele bazen düzensizlik değil, başkasının düzenine benzememek.
ve galiba insanın en büyük yanılgısı, kontrol edebildiği şeylerin sayısını fazla sanması.
masa dağılır, plan bozulur, insanlar gider. sonra bütün hayatını yeniden kurarsın ve bir bakarsın, en düzgün yılların bile senden habersiz geçip gitmiş.