soluksuz koşarken bir yandan sağa sola bakarak kendisine yardım edecek birilerini arıyordu koşturan yazar. artık bitap düşmeye başlamıştı. sokağı aydınlatan lambalardan başka hiçbir hayat emaresi yoktu, çıldırmak üzereydi. derken bir yol ayrımına geldi. sağa mı yoksa sola mı gitmeliydi? şaşkındı. ellerini kafasının arasına aldı, avazı çıktığı kadar ''hıııımmhh memeeeeeğğ'' diye bağırdı ve o sırada yol ayrımının ortasındaki ormanlıkta bir ışık süzmesi gördü. ışık tam karşısından yansımıştı. bağırması kesilince, ışık aynı anda kesilmişti. yoksa bu görünen ışık, ona gizliden bir meme sinyali miydi?
çılgınca koşturan yazar, doğrudan ışığın geldiği yöne gitmeye karar verdi. çalıların arasından geçerken batan dikenler acıtıyordu tenini, niiaa niaa demekten alıkoyamıyordu kendini. biraz yürüdükten sonra ışığı gördüğü yerin bir ev olduğunu fark etti. sinsi adımlarla ilerledi, kapıya dayandı ve sertçe vurmaya başladı.
ve yavaşça kapı açıldı... karşısında ince ve uzun boylu, gayet yakışıklı, çok şık giyinmiş, elinde meyveli sodası olan bir erkek vardı. koşturan yazar, kapıyı açan erkek yazarın yüzüne çaresizce baktı ve ''tut beni dü-şü-yo-ruğm, sakin ka-la-mı-yo-ruuğğm'' diyerek bir anda yere kapaklandı. erkek yazar hemen onu oturur pozisyona aldı ve içmesi için elindeki meyveli sodayı uzattı. bir yudum aldı koşturan yazar, sodayı ona geri uzattı. erkek yazar da ''soda sende kalsın ooooo, sana daha çok lazım oooo'' dedi ve adın ne diye sordu: fuşlettiş dedi koşturan yazar, fuşlettiş…
beraber eve geçtiler. çaresizce kendini koltuğa attı fuşlettiş. onun bitap halini gören erkek yazar, daha yeni yaptığı acıbadem kurabiyesinden ikram etmeye karar verdi. kurabiyeleri bir tabağa koydu ve sehpaya bıraktı. acıbadem kurabiyesini görünce titremeye başladı fuşlettiş. kurabiyenin görüntüsü memeyi andırıyordu! titreyerek inlemeye başladı: meeeme, memeee… erkek yazar hemen sakinleştirdi onu ve tabaktakilerin yiyecek olduğuna ikna etti. ''aay, fıttırmış bu fuşlettiş'' dedi erkek yazar içinden…
sonra şöyle bir süzdü fuşlettiş'i erkek yazar ve: üstünde bir şey yok, şortun mahvolmuş, terliklerin patlamış. bu şekilde yoluna devam edemezsin, ''gezme başka yerde bekle, erimiş yanmışın, koşmaaktaan'' diye uyardı.
alemin en ünlü terzisiydi erkek yazar. içeri doğru yöneldi. evinin bir odası kumaşlarla ve farklı farklı dikiş makineleriyle doluydu. hızlıca düşündü, kumaşları seçti. dünyanın en pahalı meyvesi olan yubari kral kavunlu sodasından bir yudum aldı ve fuşlettiş için koşarken rahat edebileceği kıyafetler dikmeye başladı. o sırada fuşlettiş koltukta sızmıştı.
hızlıca kıyafetleri dikiverdi yazar ve fuşlettiş'in yanına döndü. omzuna hafifçe dokunup onu uyandırdı: ''al bunlar senin için'' diyerek kıyafetleri uzattı. fuşlettiş uyku sersemi, ne dikildiğine bakmadan kıyafetleri üzerine geçirdi. ne yediğinin, ne yaptığının, nasıl göründüğünün tam olarak farkında bile değildi aslında; çünkü beyni tek bir şeye odaklanmıştı, tek derdi memeydi, ayna karşısına geçti fuşlettiş... artık çok rahat edecek, sokaklarda rahatça koşabilecek, göbeği ve memeleri hunharca sağa sola savrulmayacaktı. kendine bakarken çok mutlu hissediyordu. enerjisi resmen tavan yapmıştı ama aynada gördüğü illüzyonun hiç farkında değildi ve tam olarak bu haldeydi: https://ibb.co/TqhX7PSn