monarşi vs demokrasi

entry9 galeri
    9.
  1. Monarşinin tarihte bu denli yaygın olmasının temel nedeni, güçlü ve olumlu toplumsal teşvikler oluşturmasıdır. Hükümdar, atalarından devraldığı meşru yetkiler çerçevesinde ulusa karşı bir sorumluluk taşıdığından, halkı keyfî bir biçimde istismar edemez.

    Siyasetteki en kritik unsurlar sorumluluk ve sahiplenme duygularıdır. Sorumluluk bilincinden yoksun bir siyasi yapı kurulduğunda, bu sistem hızla toplumun şahsi çıkarlar uğruna yağmalanmasına ve iktidarın kaybedilmesi ihtimaline karşı yurt dışındaki varlıklara servet aktarma çabasına dönüşür. Günümüzde Rusya'da ve birçok Afrika ülkesinde gördüğünüz durum tam olarak budur. Ancak monarşinin diğer yüzü, monarşilerin Sanayi Devrimi'nin beraberinde getirdiği olağanüstü hızlı sosyal değişimlere ayak uyduramamış olmasıdır; bu sebeple monarşi, bugün dünya genelinde neredeyse tamamen tasfiye olmuştur.

    Her toplum ilahi hakka dayalı bir monarşi olarak doğar. Buradaki ilahi hak kavramını açıklamak gerekirse, monarşilerde hükümdar zaten mutlak güce sahipse, yönetmek ve hükmetmek için fazladan bir çaba göstermesine gerek kalmaz; bu durum, halk tabanında nispeten 'özgür' alanların oluşmasına imkân tanır. Bu nedenle, yerel feodal soyluların veya monarşilerin idaresi altında yaşayan tebaa, yöneticilerinin kendilerini kanıtlama gereği duymamaları sayesinde, özellikle günümüz modern totaliter demokratik (bkz: totaliter-demokrasi) Batı rejimlerindeki bireylerden daha fazla kişisel özgürlüğe sahip olur. Aslan'ın neden iktidarda olduğunu 'ispatlamasına' gerek yoktur, çünkü bu durum zaten apaçıktır. Aslan bu hakka 'doğuştan' sahiptir; işte bu, 'ilahi hak' kavramının kökenidir. Burada anlaşılması gereken nokta şudur: hiyerarşi bir 'atama' ya da sosyal bir 'sözleşme' değil; içgüdüsel olarak hissedilen bir superior-inferior ilişkisidir. Eğer bir zaman makinesiyle 16. Yüzyıla gidip Muhteşem Süleyman veya Caterina Sforza ile yüz yüze konuşma ve vakit geçirme şansınız olsaydı; 21. Yüzyılın bilgi birikimine ve vizyonuna sahip olmanıza rağmen, içgüdüsel olarak Muhteşem Süleyman'ın (veya Caterina Sforza'nın) sizden 'üstün' olduğunu 'hissederdiniz'.

    ilahî hakka dayalı bir toplum dindarlaşmaya başladıkça, paradoksal olarak tanrı veya hakikatle olan bağını yitirir; çünkü temelde kurumsallaşmış din ile manevi öz birbirinden farklı şeylerdir. Bir toplum daha "karmaşık" dinî yapılar, yasalar ve hiyerarşiler inşa ettikçe, temsil etmesi beklenen özgün manevi veya doğal hakikatten çok, dinî kurumların kurallarına ve iktidarına odaklanmaya başlar. Döngünün başında, "ilahi haktan kaynaklanan monarşi", doğası gereği veya kozmik olarak daha yüksek bir düzenle uyumlu bir lideri ifade eder. Toplum şekilsel anlamda "daha dindar" hâle geldikçe:

    • Ritüeller mekanikleşir.

    • Tanrı ile olan bağların yerini; kilise, din adamlarının memurlaştırılması, rahbar veya mollalar gibi aslında dinî değil, siyasi olan bir sistemle kurulan bağlar alır.

    • Gerçeklik, soyut dogmalar uğruna göz ardı edilir.

    Gerçekliğin soyut dogmalar uğruna göz ardı edilmesi, teorideki kırılma noktasını temsil eder. Daha yüksek bir ahlaki otorite (tanrı) veya fiziksel gerçeklik (çevre) ile olan asli bağ koptuğunda, ahlaki 'frenler' ortadan kalkar. Bu durum, yönetici sınıfın ilahi bir amaca hizmet etmeyi bırakıp halkı sömürmeye başlamasına zemin hazırlar. Özetle, kurumsallaşmış din, bir toplumun kendi özgündeki ahlaki ve doğal temellerinden ne denli uzaklaştığını gizleyen bir maske işlevi görür.

    Bir toplum dinin 'etiketine' ne kadar saplanıp kalırsa, onun 'özünü' o kadar az kavrar. Nihayetinde siyaset, imparatorluk çökene dek halkın sömürüldüğü bir sürece dönüşür ve kuyruğunuyiyen döngüsü yeniden başlar. Ancak bu döngü, binlerce yıllık o denli geniş bir zaman dilimine yayılır ki insanlar durumun farkına dahi varamaz. Örneğin, ABD aslen ingiliz 'ilahi hak' (divine right) sisteminin bir uzantısıyken, Roma başlangıçta Etrüsk kralları, Çin ise imparatorluk hanedanları tarafından yönetilmekteydi.

    Tarihe baktığınızda, en hayranlık uyandıran siyasi liderlerin neredeyse tamamının monarşilerden çıktığını görürsünüz; Büyük iskender, Augustus, Büyük Petro, Muhteşem Süleyman, Büyük Frederick veya Charlemagne bunlardan sadece birkaçıdır. Monarşi, tekil bireylerin (soylular, aristokrasi) mükemmelliğe ulaşmasını hedeflerken, demokrasi halkın ortak toplumsal bir yetkinliğe erişmesini amaçlar. Doğru tatbik edildiğinde, iyi yönetilen bir demokrasi bazı durumlarda iyi yönetilen bir monarşiye üstünlük sağlayabilir; çünkü demokrasilerde halkın motivasyonu ve sisteme bağlılığı monarşilere kıyasla daha yüksektir. Öte yandan monarşi, güç kullanımı ve yetki devri süreçlerini daha sorunsuz bir biçimde yürütebildiği için diğer koşullar altında demokrasiye üstün gelir.

    Eylül 14, 2026
    0 ...