Demokrasinin genel olarak ll. Dünya Savaşı sonrasına kadar kötü bir üne sahip olmasının nedeni, yüzyıllar boyunca birkaç teokrasi dışında, dünyadaki neredeyse her rejimin monarşiyle yönetilmesiydi. Demokrasiler, Atina, Roma, Britanya, ABD, Fransa, Venedik veya Hollanda gibi en gelişmiş toplumlarda bile orantısız derecede nadir rastlanan bir yönetim şeklidir; çünkü demokrasi, bir dizi istisnai koşula dayanır. Demokrasiler okuryazar ve mülk sahibi bir nüfusa, demokratikleşmiş bir askerî sisteme, dindarlığa¹, yüksek sosyal güvene ve genellikle etnik homojenliğe gereksinim duyar.
(1) Evet, dindarlığa; çünkü yukarıda bahsi geçen toplumların neredeyse hepsi, işleyen demokrasilere sahip oldukları dönemde yüksek oranda dindar nüfusa sahipti. Bu toplumlar dindarlıklarını kaybettikçe demokrasinin idamesinde güçlük yaşamaya başladılar.
---
Tarihteki tüm medeniyetlerin bir listesini yapacak olursanız, bunların %95'i monarşidir. Ancak en seçkin ya da üst düzey toplumların bir listesini hazırlarsanız, bunların çoğunun demokrasi olduğunu görürsünüz. Bir başka deyişle, demokrasiler tarihsel süreçte küçük bir azınlığı temsil ederken, seçkin toplumlar arasında çoğunluğu oluşturmaktadır.
Fakat Venedik, Hollanda, Atina veya Britanya gibi belirli toplumların seçkinliğini, demokrasilerin büyük başarılar üretebileceğine dair teorik bir argüman olarak kullanamazsınız; çünkü bu başarılar, o toplumun demokrasiye organik olarak geçişini de sağlayan belirli koşullara bağlıdır.
Dolayısıyla, sözü edilen bu seçkin toplumlar yalnızca demokrasi oldukları için başarılı olmamış; aksine, aşağıda sıraladığım nadir koşulları eş zamanlı olarak sağladıkları için demokrasiye dönüşebilmişlerdir:
• yüksek işlevsel okuryazarlık oranı
• yüksek oranda mülk sahibi bir nüfus
• yüksek sosyal güven¹
• Vatandaş askere² dayalı güçlü bir ordu
• etnik homojenlik³
(1) Toplumdaki bireylerin birbirine güven duyması, sosyal sınıflar arasındaki yüksek işbirliği; bu işbirliğinin ve güvenin mümkün mertebe din veya etnik homojenlikle desteklenmesi.
(2) Piyade, National Guards, State Troopers, Kuvâ-yı Millîye, minutemen (1 dakikada hazır olanlar), levée en masse, ulus ordu.
(3) Etnik homojenlik normalde yüksek sosyal güven maddesi altında incelenmesine rağmen, günümüzdeki gibi kriz zamanlarında oldukça önem kazandığı için ayrı bir madde olarak incelenmeye başlandı. Bu konunun sinir uçlarına dokunduğunun farkındayım; ancak aynı sorun tüm dünyada eş zamanlı olarak yaşanıyor. Çeşitlilik (diversity) üzerine daha sonra ayrıntılı bilgi vereceğim; ancak tarihte çeşitli olup da başarılı olan medeniyet sayısı oldukça azdır ve farklı kültürel varsayımlara sahip gruplardan oluşan bir toplumun sorunlar yaşama potansiyeli yüksektir.
---
Bu koşulları sağlamayan toplumların dışarıdan mekanik bir şekilde demokrasiyi ithal etmesi, imite etmesi ya da monte etmesi o topluma demokrasinin nimetlerini getirmez. Seçkinlik, neredeyse yalnızca demokrasilerde bulunur; ancak bu durum kendiliğinden oluşmaz; yalnızca sürdürülmesi güç ve çok özel sosyal koşullar sağlandığında ortaya çıkan nadir bir istisnadır.
Aslında bir tüccar rejimi olan demokrasi, yüksek performanslı fakat idamesi ve korunması zor bir sistemdir. Büyük oranda ticaretle zenginleşmiş toplumlar demokrasiyi var eder; ancak demokrasiyi inşa etmek zor; onu muhafaza etmek ise inşa etmekten çok daha zordur.
Yukarıdaki beş madde bağlamında 21. yüzyıl krizine dair açıklayıcı bir parantez açmak gerekirse, egaliteryen demokrasiyi sürdürmek isteyen bir ülke bu beş kriterde ne kadar gerilerse, o denli derin bir krize sürüklenir. 2030 yılından itibaren şiddetle hissetmeye başlayacağınız ve yüzyılın geri kalanında daha da derinleşecek olan 21. yüzyıl krizinde, dünyanın neredeyse her ülkesinde bu beş maddenin her birinde her geçen yıl gerileme yaşandığına şahit olacaksınız. Ülkeler krizle yüzleştikçe, ilk etapta, daha egaliteryen Atina demokrasisinden daha aristokratik Roma Cumhuriyetçiliğine evrilmek zorunda kalacak. Aristokratik cumhuriyet ile egaliteryen demokrasi arasındaki farkları da daha sonra açıklayacağım. Bir toplum, yukarıda saydığım maddelerin birçoğunda gözle görülür biçimde gerilediğinde ya da bunlardan herhangi birini tamamen yitirdiğinde, mobokrasiye¹ evrilir; bu durumun tezahürünü Güney Afrika Cumhuriyeti örneğinde açıkça görebilirsiniz.