soruşturma dediğimiz şey insanın zihninde, gerçekte olduğundan çok daha sinematografik yaşanan bir süreçtir.
insan kelimeyi duyduğu anda kendisini üçüncü sınıf bir polisiye dizisinin sezon finalinde buluyor.
saat 04.57.
dışarıdan bir araba sesi geliyor.
perdeyi iki santim aralıyorsun.
çöp kamyonu.
ama artık uyku kaçtı bir kere.
04.59'da buzdolabı motoru devreye giriyor.
“geldiler.”
05.03'te üst komşu sifonu çekiyor.
“bina sarıldı.”
05.11'de sokaktan simitçi geçiyor.
“demek parola bu.”
oysa büyük ihtimalle hayat normal akışında devam ediyor ve evrendeki insanların ezici çoğunluğu sizin dün gece internete yazdığınız üç paragraftan tamamen habersiz.
ama insan zihni böyle çalışmıyor.
özellikle sözlük yazarı zihni hiç çalışmıyor.
çünkü sözlük yazarı iki entry girdikten sonra kendisini basın tarihinin kayıp halkası zannetmeye son derece müsaittir.
adam gece 02.30'da pijamayla oturmuş, bir elinde çay, diğer elinde telefon, “bence bu konu aslında sosyolojik açıdan ele alınmalı” yazmış.
sonra yatağa girince bir anda:
“fazla mı ileri gittim?”
hayır kardeşim.
muhtemelen fazla ileri gitmedin.
muhtemelen sadece uykun geldi.
ama artık geri dönüş yoktur.
soruşturma psikolojisinin başlangıç seviyesi budur:
normal hayatın bütün sesleri anlam kazanmaya başlar.
apartmanın önünde duran beyaz doblo artık beyaz doblo değildir.
“neden özellikle beyaz?”
kargocu kapıyı çalar.
“hangi kurum?”
telefon bilinmeyen numaradan çalar.
açmazsın.
iki dakika sonra tekrar arar.
terlersin.
sonra mesaj gelir:
“internet taahhüdünüzün süresi dolmak üzeredir.”
işte insan bazen kendi destanının kahramanı olmaya o kadar heveslidir ki telekom kampanyasını bile devlet operasyonu zanneder.
ileri seviyelerde belirtiler ağırlaşır.
eski entryler kontrol edilir.
2017 yılında yazılmış “menemen soğansız olmaz” entrysi görülür.
bir süre düşünülür.
“buradan bir şey çıkar mı?”
çıkmaz.
ama insan yine de editler.
2014'te bir başlığa yalnızca “rez” yazmıştır.
onu da siler.
çünkü artık “rez” kelimesinin bile bağlamından koparılabileceğine inanmaktadır.
sonra bilgisayardaki dosyalar gözden geçirilir.
“yeni klasör (7)”
şüpheli.
“son_final_gerçek_final2.docx”
daha da şüpheli.
masaüstündeki “adsız.png” ise insanın kendi bilgisayarında kendisini yabancı istihbarat elemanı gibi hissetmesine yeter.
bir noktadan sonra kişi hukuki durumunu değil, kendi hayatının ne kadar açıklanamaz olduğunu sorgulamaya başlar.
“bu ekran görüntüsünü niye almışım?”
bilmiyorsun.
“2019'da bunu niye yazmışım?”
onu da bilmiyorsun.
zaten insanın geçmişte internete yazdığı şeylerle yüzleşmesi başlı başına yeterli bir cezadır.
sonra büyük hazırlık başlar.
çelik don giyilir.
çay demlenir.
telefon yüzde yüz şarj edilir.
ve beklenir.
05.00 olur.
bir şey olmaz.
05.30 olur.
bir şey olmaz.
06.15.
kuşlar ötmeye başlar.
07.00.
fırından ekmek kokusu gelir.
08.30.
artık insanın içinde tuhaf bir hayal kırıklığı oluşmaya başlar.
çünkü bütün gece zihninde öyle büyük bir prodüksiyon hazırlamıştır ki kimsenin gelmemesi neredeyse kişisel hakaret gibi gelir.
“ulan bari kapıyı bir çalan olsaydı.”
sonra saat 09.40 civarında gerçekten kapı çalar.
kalp durur.
insan ağır ağır kapıya yürür.
dürbünden bakar.
karşıda bir adam.
elinde paket.
işte o an bütün hayat gözlerinin önünden geçer.
kapıyı açarsın.
adam sorar:
“onur bey?”
“evet...”
“kargonuz var.”
imza atarsın.
paketi alırsın.
kapıyı kapatırsın.
ve yaklaşık on saniye boyunca duvara bakarsın.
çünkü insan bazen tarihin kendisini izlediğini düşünürken aslında yalnızca kargo takip sistemi tarafından izlenmektedir.
yeni başlayanlar için soruşturmanın ilk ve belki de en önemli dersi budur:
hukuki meseleleri hukukçulara bırakın.
resmî bir bildirim varsa ciddiye alın, gerekiyorsa profesyonel destek alın.
ama ortada hiçbir şey yokken kendi kafanızda netflix dizisi çekmeyin.
çünkü sabaha kadar kapının çalmasını beklersiniz.
sonunda çalan kapı gerçekten gelir.
ve hayatınızın en büyük yüzleşmesi şu olur:
“abi aşağıya kadar geldim, teslimat kodunu söyler misiniz?”