her şeyden önce, neye göre o hayatın mahkumu olmak zorunda kaldığın meselesidir ana tema.
zira söz konusu hayat, koğuştan koğuşa dahi alabildiğince farklılaşır ve sistem, gözlemlediğim kadarıyla, biraz da bu farklılıkların üzerinden işler.
tabiri caizse ve ilk cümlemi desteklemem gerekirse, bizzat senin yediğin naneye göre benzeri bokluk içerisinde olanlarla aynı duvarları paylaşma durumu hakimdir; ama tırnak içinde, “genelde”. bu iyi bir şey.
çünkü düşününce, örneğin katil olmanın dahi taksirle değil ama teşebbüsle, teşebbüsle değil ama kasten olanı var.
hal böyleyken, aynı duvarın içerisinde birbirinden epey uzak insan sıfatları, mentaliteler ve karakteristik yapılar da ister istemez ön plana çıkıyor. bir bakıyorsun, gözetmeksizin serpiştirilmişsin; 2-5 oluveriyor sana 6-9. mesela hani.
yani demem o ki, hapis hayatı biraz da sistemin bizzat madde madde işlediği ve o maddelere göre dönen bir işlemin, bireyin kontrolü dışında ama belirli bir kontrol dahilinde deneyimlediği süreçtir.