Türkiye'nin geri kalmasının en büyük nedenlerinden biri eğitim.
Zorunlu eğitim elbette belirli bir standart için gereklidir. Ama asıl soru şu: Eğitim gerçekten doğru mu veriliyor?
Bakanlardan, milletvekillerinden, üst düzey bürokratlardan kaçı kendi çocuğunu devlet okuluna gönderiyor? Varlıklı ailelerin büyük kısmı neden devlet okullarını tercih etmiyor? Eğer sistemi yönetenler bile farklı seçeneklere yöneliyorsa, bunun nedenleri sorgulanmalı.
Asıl mesele eğitim süresi değil, eğitimin niteliği. Zorunlu eğitimi 30 yıla çıkarsanız bile; müfredat güncel değilse, öğretim yöntemleri çağın gerisindeyse ve öğrenciler ezbere dayalı bir sistemde yetişiyorsa sonuç değişmez.
Milli Eğitim'in yaptığı değişiklikler, G7 ülkeleriyle aradaki farkı kapatmaya mı odaklanıyor? Öğrencilere aynı düzeyde yabancı dil, okuduğunu anlama, bilimsel düşünme, problem çözme, laboratuvar ve uygulamalı eğitim ile dijital beceriler kazandırılıyor mu?
Bugün birçok gelişmiş ülkede eğitim; eleştirel düşünme, araştırma, uygulama ve üretme üzerine kuruluyken, Türkiye'de üniversite sınavına odaklı ezber anlayışı üzerine kurulu.
Bu nedenle tartışılması gereken konu "kaç yıl eğitim" değil, "nasıl bir eğitim" verilmesi gerektiğidir. Eğitimin niteliği yükseltilmeden, yalnızca süreyi artırmak Türkiye'nin gelişmiş ülkelerle arasındaki farkı kapatmaya yetmeyebilir.