toprağı sadece fiziksel olarak altüst etmek değil, aslında doğayla baş başa kalıp modern dünyanın tüm gürültüsünü o ağır bel küreğinin her darbesiyle toprağa gömmektir. Kasların acıdığı, alın terinin toprağa karıştığı bu kadim eylem, insanı bir yandan kelimenin tam anlamıyla "topraklarken" bir yandan da sabrın ve emeğin ne demek olduğunu yeniden hatırlatır. Küreğin metali toprağa her saplandığında altüst olan katmanlar, kuruyan otlar ve canlanan solucanlar, aslında doğanın kendi içindeki döngüsünü ve sadeliğini gözler önüne serer. Günün sonunda hissedilen o tatlı yorgunluk ve havalandırılmış sadık toprağın kokusu, insana beton binaların arasında asla bulamayacağı cinsten, doğrudan ve aracısız bir üretim üretme huzuru verir.