Akp ilk iktidara geldiğinde sosyologlar "Bu tip partilerin seçimle iktidara gelseler de genelde seçimle gitmediklerini, tetikte olmamız gerektiğini" dile getirmişlerdi. O zaman da AKP cenahı dünya yaygara çıkarmıştı. Ama heyhat işte bilim böyle bir şey. AKP'nin ortaya koyduğu şey artık ne demokrasi, ne de seçim. Kendi rakibini kendisinin belirlediği bir garip sistem. Elbette AKP bu sistemde tek başına değil. Tüm rakiplerini tek tek kendi tarafına geçirmeyi bilmesi AKP'nin tek başına suçu olamaz. Kimi zaman şantaj ama çoğu zaman insanların güce olan sevdası ve açgözlülüklerini kullanarak yolundaki taşları tek tek temizlediler. Öncelikle kendilerinden başka sağ parti olmaması için var güçlerini kullandılar. Ne süleyman soylu'nun Demokrat Partisi'ne ne de Numan Kurtulmuş'un Saadet ya Halkın Sesi partisi'ne izin verdiler. Zamanla nasıl olduğu türlü şaibelere açık Milliyetçi hareket Partisi ve Devlet bahçeli'yi bile saflarına katmayı başardılar. En ufak bir ihtimalin bile büyüyebileceğini düşünerek saflarına eklediler. Biz de sözüm ona demokrasi ile yönetildiğimizi düşündük durduk. Bu da yetmemeye başlayınca sol ideolojideki partilere sıra geldi. Önder aksakal'ın başkanı olduğu DSP'yi saflarına kolayca kattılar. Artık sıra CHP'ye gelmişti. Belki korkaklığı belki de bizzat işbirliği içinde olduklarından Kılıçdaroğlu'nun bir tehlike arzetmediği belliydi. Ama ardından gelen Özgür Özel ve çevresinin bu kadar dişli olacağını belli ki tahmin edememişlerdi. Oy oranları gitgide artmaya başlaması yargı müdehalesini zorunlu kıldı. Öyle ki anayasa'ya aykırı olsa da bile bile kararlar aldılar. Uyduruk kararlar ile itibarsızlaşma hamleleri bir bir gelmeye başladı. Ve tabi yine türlü şantajlarla ya da karşısındakilerin açgözlülükleri nedeniyle diğer partilerden transferler başladı. En çok CHP'den olmamasına rağmen en çok ses getiren CHP'den devşirilenler oldu. imamoğlu'nun 15 aydır içerde tutulmasına rağmen etkisi azalmayınca CHP'nin yönetimine sıra geldi. Ekonominin boka sarması nedeniyle halk desteği gittikçe CHP'ye kayıyordu. CHP'de mattah bir şey değildi belki ama artık 25 yıldır süren bu dikta rejimi halkı da bezdirmişti. Yeni bir ihtimal yeni bir ümit haline gelmişti CHP. Belki herşeyi düzeltemeyeceklerdi ama insanlar bu düzenin ortaya koyduğu adaletsizliğin karşısında bir can simidi olarak görüyordu. Üstelik Özgür Özel de beklendiği gibi imamoğlu'nu satmamış, tam aksine ardında durmuştu. imamoğlu olmasa da Mansur Yavaş, o olmasa CHP'nin içinden çıkacak başka bir isim seçimlerde Erdoğan'ın karşısında galip gelebilirdi. Bu durumda ortada oy verecek bir parti kalmaması gerekiyordu. Geçmişte yabancı devletlerin Türk devletlerine yaptığı gibi içerden çökertmek en iyi yöntem gibiydi. eh, bunun için bir de 77 yaşında olmasına rağmen gözünü hırs bürümüş olan Kılıçdaroğlu gibi bir aparat da hazırda bekliyordu. Yüksek Seçim Kurulu'nun anayasal hakkını ezip bir mahkemenin kararıyla bunu da başardılar. Yakında bir seçim olsa ve Kılıçdaroğlu da CHP'yi cumhur ittifakına sokarsa kim şaşırabilir bu duruma. Cumhurbaşkanı yardımcılığı için bir koltuk da ona açılır. Bir de şimdi kulislerde dolaşan Özgür Özel ve bazı milletvekillerinin vekilliklerinin düşürüleceği ve dokunulmazlıklarının kaldırılması da iddia ediliyor. Bu da gerçekleşti mi yollar tamamen temizlenmiş olacak. Yaşanacak mahkeme süreçleri zaten yıllar sürer. içerdeki herkesin kendini aklaması ve tekrar siyasete dönmesine kadar zaten atı alan üsküdar'ı çoktaaaaan geçecektir. Açılacak tazminat davaları da nasıl olsa hazineden ödeniyor. Bundan önce ödenen milyonlarca tazminat nasıl milletin cebinden çıktıysa yine aynısı olacak. Şahı kurtarmak için bir fil, bir at feda etmeden satranç nasıl kazanılır ki?
işte bu durumda bizi kurtarabilecek tek şey yine milletin iradesi. Bu ülkenin kuruluşunda temellerine katılan erdemler. Ama bu erdemlerin ne kadarı ayakta kaldı bilinmiyor. Ne yazık ki yüzlerce yıllık Osmanlı idaresiyle tek adam rejimi hücrelerimize işlenmiş olan milletimize demokrasi ve cumhuriyet bir anda gelince hazımsızlık yarattı. Neye sahip olduğumuzu idrak etmemiz için belki de hayırlısı olan onu ilk önce kaybetmek olacak. Gitgide daha çok insanın canı yanacak. Tıpkı Rize'de arazilerine acil kamulaştırma yapılarak maden sahası açılan köylülerimiz gibi. Onlar da başlarına bunlar gelmese anlamayacaklardı. Hatta bu el koyma başkalarının başına gelmiş olsa umursamayacaklardı. Ama işte kendi başlarına geldi. Belki de hala anlamadılar. Arazileri ekilemeyecek hale geldiğinde, içme suları madenlerin atıklarıyla daha da zehirlenince, ancak paraları olduğu zaman sağlık hizmeti aldıklarında, gezdikleri yemyeşil dağlar çorak ve ağaçsız arazilere döndüğünde, süt egzotik bir ürün haline geldiğinde, yıllarca okuması için varını yoğunu harcadıkları çocukları iş bulamayıp depresyona girdiğinde, aldıkları emekli maaşlarının ya da asgari ücretlerinin geçinmek için sadece bir hafta yettiğini gördüklerinde anlayacaklar. Öyle ya da böyle bir şekilde bu olacak. Önemli olan ise anlayana kadar geçecek zaman. O geçen zaman içinde dünyanın refah içinde yaşayan ülkeleri içinde kaybettiğimiz sıra. Belki de Türkiye'nin demografik yapısı bile değişecek. insanlar bazen açgözlülükleri yüzünden ufak şeyleri feda etmeyi başaramadıkları için çok daha fazla şey kaybederler. Bu iktidarın ilk yıllarında bir torba kömür, bir paket makarna veya çay ile neler kazandığını hatırlayın. Ne yazık ki insanımız bunlara neden muhtaç olduğunu sorgulamadan bir lütuf gibi kabul etti de bugünlere geldik. Ne diyelim. Hayırlısı...