gerçek protagonist dediğin, kendini kahraman sanırken bir de bakıyorsun ki kaderin en boktan sahnesinde unutulmuş, sigarasını yakıyor, etrafı yangın yeri. yani hayat denen o ucuz romanın içinde hepimiz birer yan karakteriz aslında, ama bazıları var ki inadına öne fırlıyor, sırtını duvara yaslayıp burası benim sahnem diyor. ben o tipten oldum bir ara, boğaz’da rüzgârın yüzüme vurduğu bir gece her şeyin bittiğini sandım, meğer sadece bölüm sonuymuş. şimdi düşünüyorum da, protagonist olmak yorgunluktan başka bir şey değil, çünkü sen önde koşarken arkadakiler seni izliyor, yargılıyor, bazen de taşlıyor. aslında en güzel yanı da bu; hikâye senin omzunda, ama son satırı yazan hep rüzgâr.