Tuncer Bakırhan’ın Dil Söylemi: Kolonyal Hiyerarşinin içselleştirilmesi, Kürtçenin Azınlıklaştırması ve “House Negro” Mantığının Güncel Bir Tezahürü
tuncerbakirhan’ın Kürt dili ve statüsü üzerine yaptığı açıklamalar, yüzeyde eşitlikçi ve hak temelli bir söylem izlenimi verse de, derinlemesine bir analiz bu söylemin Türkiye’deki kolonyal dil rejimini sorgulamak yerine onu yeniden üretme işlevi gördüğünü açıkça ortaya koymaktadır. Burada söz konusu olan basit bir taktik hata ya da politik pragmatizm değildir; mesele çok daha derindedir: kolonyal hiyerarşinin içselleştirilmesi, Kürtçenin bilinçli biçimde azınlıklaştırması ve Kürt siyasal öznesinin subaltern statüye razı edilmesi.Bu nedenle tuncerbakirhan’ın pozisyonu, Malcolm X’in “house negro” (ev zencisi) kavramsallaştırmasıyla teorik olarak örtüşen bir yapıyı temsil etmektedir. Bu kavram burada bir hakaret değil, sömürgeci iktidarın nasıl rıza üreterek işlediğini açıklayan analitik bir metafordur.tuncerbakirhanın şu ifadesi, tüm söylemin epistemik merkezini oluşturur: “Türkçe resmi dildir… bu asla bir tartışma konusu değildir.”
Bu cümle masum bir tespit değildir; normatif ve ideolojik bir kabuldür. Türkçenin “resmi dil” statüsü burada:
- Tarihsel bir şiddet sürecinin ürünü olarak değil,
Teknik bir zorunluluk,
- “iletişimi standardize eden” nötr bir araç olarak sunulmaktadır.
Oysa Türkçenin resmîleşmesi, Kürtçenin yasaklanması, dilsel soykırıma bırakılması, kriminalize edilmesi ve kamusal alandan sistematik biçimde dışlanması üzerinden gerçekleşmiştir. Bu tarihsel bağlamı paranteze almak, Gramsciyen anlamda hegemonik olanın doğallaştırılmasıdır: kolonyal bir düzen, “aklın ve gerçekliğin gereği” olarak yeniden kodlanmaktadır.Bu noktada tuncerbakirhan
, kolonyal iktidarın dilini sorgulayan bir özne değil; onu normalleştiren ve meşrulaştıran bir konuma yerleşmektedir.tuncerbakirhann söylemindeki en kritik tercih şudur: Kürtçe için resmi statü talep edilmemekte, bunun yerine yalnızca “anadilde eğitim hakkı” savunulmaktadır. Bu tercih masum değildir; çünkü Resmi dil, egemenliğin, hukukun ve kamusal alanın dilidir.
- Anadilde eğitim, çoğu zaman zaten dışlanmış bir dil için telafi edici, ikincil ve sınırlandırılmış bir haktır
Bu çerçevede Kürtçe:
- Devletin dili olamaz,
- Hukukun ve yönetimin dili olamaz,
- Kamusal egemenliğin kurucu unsuru olamaz,
- Ancak Türkçenin altında, onun izin verdiği ölçüde “öğrenilebilir” bir dile indirgenir.bu, dilsel eşitlik değil; kurumsallaşmış bir hiyerarşinin kabulüdür. Kürtçenin resmi statü talebinin bilinçli olarak dışlanması, Kürt halkının tam siyasal eşitlik iddiasından vazgeçirilmesi anlamına gelir.tuncerbakirhanin söyleminde tekrar tekrar şu vurgu yapılır: “Bu bir tehdit değildir… bu ırkçılık değildir…”
Bu savunmacı dil, talebin meşruiyetinden emin bir özgürleşme söyleminin değil; egemenin bakışını içselleştirmiş bir öznenin suçluluk refleksinin ürünüdür. Kürtler, kendi dillerinde kamusal eşitlik talep ederken bile, bunu “sizi rahatsız etmiyoruz” garantisiyle sunmak zorunda bırakılmaktadır. Bu tam olarak subaltern öznenin durumudur: Talep ederken bile özür dileyen, sınırlarını efendinin huzuruna göre çizen bir bilinç hali.Malcolm X’in “house negro” kavramı, efendinin evinde yaşayan, onun diliyle konuşan, onun düzenini “bizim düzenimiz” olarak benimseyen köleleştirilmiş özneyi tarif eder. Bu figür Efendinin evini savunur,
- Efendinin düzenini doğal sayar,
- isyanı ise “aşırı”, “tehlikeli” ve “gerçekçi olmayan” bir talep olarak görür.tuncerbakirhanin söylemi bu mantıkla örtüşmektedir
- Türkçenin egemenliği “bizim de dilimiz” diyerek içselleştirilir,
- Üniter dil rejimi tartışma dışı bırakılır,
- Kürtçenin egemenlik dili olma ihtimali baştan reddedilir,
- Kürt talepleri “makul”, “zararsız” ve “yönetilebilir” hale getirilir bu, zincirleri kırmak değil; zincirlerle uyumlu yaşamayı erdem olarak sunmaktır.tuncerbakirhanin pozisyonu, Kürtlerin kurucu siyasal özne olarak tanınmasını hedefleyen bir çizgi değildir. aksine
- Türk ulus-devletinin dilsel egemenliği sorgulanmaz,
- Kürtçe kamusal egemenlikten dışlanır,
- Kürt meselesi, üniter devlet sınırları içinde “kültürel bir haklar sorunu”na indirgenir
Bu, Kürtlerin özgürleşmesi değil; sömürgeci düzen içinde yönetilebilir hale getirilmesidir. Burada üretilen şey eşit yurttaşlık değil, asimetrik hoşgörüdür.tuncerbakirhanın dil söylemi:Kürtçeyi özgürleştirmez, ehlileştirir;
- Hiyerarşiyi yıkmaz, meşrulaştırır;
- Sömürgeci düzeni sarsmaz, ona ahlaki bir makyaj yapar Bu nedenle burada karşımızda olan şey, dekolonyal bir kopuş değil; kolonyal aklın içselleştirilmiş bir versiyonudur. Malcolm X’in metaforuyla söylersek: Bu söylem, tarladaki zincirleri değil; evin içindeki konforlu itaati savunmaktadır.Kürt dilinin ve Kürt halkının gerçek eşitliği, Türkçenin egemenliğini “verili” kabul ederek değil; bu egemenliğin tarihsel, siyasal ve kolonyal karakterini açıkça sorgulayarak mümkündür. Bunun altını çizmeyen her söylem, niyetinden bağımsız olarak, azınlıklaştırma düzenine hizmet eder.