ukraynalı yazar gogol'un trajik öyküsüdür. dünya edebiyatında bu kadar az sayıda eser verip bu kadar çok ünlü olan başka bir yazar yoktur desek şaşırtıcı olmaz. evet gogol'dan bahsediyorum, rus edebiyatından söz ederken artık bir motto haline gelen "hepimiz gogol'un paltosundan çıktık" lafının münessibi, puşkin, dostoyevski, çehov, tolstoy, zoşçenko * gibi büyük yazarlarla beraber anılan büyük slav yazar.
slav diyorum çünkü gogol sanılanın aksine rus değil ukrayna doğumludur ama eserlerini rus dilinde yazdığı için rus edebiyatçısı sayılır. yüzyılın bu ünlü edebiyatçısının çocukluğu, rus köylerinde bir gelenek olan, köylülerin birbirine anlattığı cin, peri ve şeytan masalları dinlemekle geçti. bu tarz korku öykülerin kaynağı genellikle çevresi mezarlıklarla çevrili, ışığın olmadığı, gölgelerin birbirinin içine kaynaştığı, küçük kulübelerden, ıssız ve tekinsiz yerlerden oluşan köylerdir. şehirde ışığın, büyük yerleşimlerin olduğu ve ıssızlığın bulunmadığı yerlerde korku öyküsü pek olmaz.
gogol'un anlattığına göre çocukluğundan dinlediği korku hikayeleri onun hayal gücünü besleyerek, edebiyatını geliştirmede büyük bir rol oynayacaktır.
gogol'da dostoyevski gibi koyu bir slav milliyetçisi (bkz: taras bulba) ve inançlı ortodoks bir dindardır. onu dünya edebiyatının baş köşesine yerleştiren şey ise küçük insanların, küçük dünyalarını anlatmasıdır. aslında rus edebiyatı'nın evrenselliği, büyüklüğü ve gücü de buradan gelir. dostoyevski'nin ve gogol'un kahramanları büyük idealler, ülküler peşinde koşan kahramanlar değil tersine küçük hedefleri olan, iç dünyası zengin, gerçekçi karakterlerdir.
bir öykü karakterinin dünyasını ne kadar çok küçültürseniz gerçekçiliği o kadar çok yakalar, kahramana psikolojik derinlik katar ve yaşayan karakterler yaratırsınız. diğer türlü karakteriniz bir fikre, anlayışa göre belirlenmiş tepkiler veren, derinliksiz figürlere ve tiplere dönüşür (bkz: recep ivedik, sihirbaz dışındaki cem yılmaz filmlerindeki tipler)
gogol'un paltosu anlattıklarıma en iyi örneklerden birisidir. öykü hayattaki biricik amacı, kendini güçlü, güvende hissettirecek bir palto satın almak olan 7. derece bir memurun öyküsüdür. öykünün kahramanı akakiy akakiyeviç bin bir zorlukla satın aldığı paltosu çalınınca, ne yapacağını bilemez bir halde bir siyasetçiden yardım ister. siyasetçiden yediği azar akakiyeviç'in dünyasını başına yıkacak, ölüme kadar olan giden süreci başlatacaktır.
akakiy akakiyeviç'in ölümünden bir süre sonra, kasabada , akakiyeviç'in hayaletinin dolaştığı ve geceleri insanların paltolarını çaldığına dair söylentiler dolaşmaya başlayacaktır. söylentiler ve akakiy akakiyeviç huzursuzluğu, siyasetçinin paltosunun çalınmasıyla birlikte bitecek ve akakiyeviç büyük bir huzura kavuşacaktır.