insanın içinde biriken şeylerin artık kelime olarak çıkamayınca gözden akmasıdır. bazen acının, bazen özlemin, bazen yorgunluğun, bazen de kimseye anlatılamayan kırgınlığın sessizce dışarı sızmasıdır. insan ağlarken sadece gözyaşı dökmez; içinde tuttuğu yükün bir kısmını da yere bırakır.
ağlamak, zayıflık değildir. tam tersine, insanın artık daha fazla güçlü görünmeye mecbur kalmamasıdır. çünkü herkes konuşarak anlatamaz derdini. bazı acıların cümlesi yoktur. boğazına düğümlenir, göğsüne oturur, sonra bir anda gözlerinden çözülür. o yüzden ağlamak bazen dilin sustuğu yerde kalbin konuşmasıdır.
insan bazen bir olay yüzünden ağladığını sanır ama aslında yıllardır biriken şeyler taşmıştır. küçük bir söz, geç gelen bir mesaj, eski bir fotoğraf, tanıdık bir şarkı, boş bir oda; hiçbir şey yokmuş gibi duran bir an, içeride saklanan bütün yorgunluğu ortaya çıkarabilir. çünkü bazı gözyaşları bugüne ait değildir; geçmişten kalan borç gibi gelir.
ağlamak, insanın kendine karşı dürüst olduğu en çıplak anlardan biridir. o an gurur susar, rol biter, “iyiyim” yalanı çöker. insan ne kadar saklamaya çalışsa da gözyaşı, içindeki hakikati ele verir. bu yüzden bazı insanlar başkasının yanında ağlamaktan korkar; çünkü ağlamak, insanın en korunmasız halini görünür yapar.
ama ağlamak bazen iyileştirir. acıyı tamamen götürmez belki ama insanın içindeki basıncı azaltır. sanki kalbin içinde fazla sıkılmış bir düğüm biraz gevşer. insan ağladıktan sonra hâlâ üzgün olabilir ama en azından biraz hafiflemiştir. çünkü gözyaşı, ruhun kendi kendine açtığı küçük bir tahliye kapısı gibidir.
kısacası ağlamak; insanın içinde sessizce büyüyen fırtınanın gözlerden yağmur olup dökülmesidir. bazen kaybedene, bazen özleyene, bazen kırılana, bazen de artık dayanacak gücü kalmayana gelir. ayıp değildir, yenilgi değildir. insan ağladığı için küçülmez; bazen tam tersine, içindeki yükü taşıyabilecek kadar insan olduğunu hatırlar.