insanın henüz elinde olmayan bir şeyi, zihninin içinde varmış gibi kurmasıdır. bazen olmayan bir hayatı, bazen söylenmemiş bir cümleyi, bazen gidilmemiş bir yolu, bazen de hiç gerçekleşmemiş bir ihtimali içimizde yaşatmaktır. insan hayal ederken dünyadan tamamen kopmaz; aksine dünyanın yetmediği yerde kendi içinde ikinci bir dünya kurar.
hayal etmek, sadece boş boş düşünmek değildir. insanın içindeki eksikliklerin, umutların, korkuların ve arzuların şekle bürünmesidir. kimi insan geleceğini hayal eder, kimi geçmişte değiştiremediği bir anı yeniden yazar, kimi de imkânsız görünen bir şeyi önce zihninde mümkün kılar. çünkü birçok büyük iş, önce gerçek hayatta değil, birinin kafasının içinde başlamıştır.
hayal etmek bazen sığınaktır. insan yorulduğunda, sıkıldığında, kırıldığında ya da hayat üstüne fazla geldiğinde, aklının içinde kimsenin giremeyeceği bir oda açar. orada her şey biraz daha güzeldir, biraz daha adildir, biraz daha mümkündür. ama hayal etmek bazen de tehlikelidir; insan hayalin içinde fazla kalırsa, gerçeğin soğuk duvarına çarpınca daha çok canı yanar.
insan hayal ettikçe büyür. çünkü hayal, insanın bugünkü haline razı olmadığını gösterir. “daha başka bir şey olabilir” demektir. bu yüzden hayal kurmak, içten içe bir başkaldırıdır. eldekiyle yetinmeyen, görünene teslim olmayan, henüz olmayanı çağıran sessiz bir isyandır.
ama hayal etmek sadece geleceğe kaçmak değildir; bazen insanın kendini tanıma biçimidir. neyi hayal ettiğin, aslında neyi özlediğini gösterir. kimi huzuru hayal eder, kimi gücü, kimi sevilmeyi, kimi affedilmeyi. insanın hayalleri, çoğu zaman ağzıyla söyleyemediklerini ele verir.
kısacası hayal etmek; gerçeğin sertliğine karşı insanın zihninde yaktığı küçük bir ışıktır. bazen yol gösterir, bazen kandırır, bazen ayakta tutar. ama her durumda insana şunu fısıldar: “şu an böyle olabilir, ama başka türlü olması da mümkün.”