Elçin Mustafayev’in “Şehrin Hafızası” başlıklı sergisi, kentsel mekânın yalnızca fiziksel bir yapı değil, aynı zamanda kolektif belleğin katmanlı bir taşıyıcısı olduğu fikri üzerine inşa edilir. Sanatçı, istanbul’un simgesel siluetlerinden birini merkezine alarak, mimari formlar ile ışık, renk ve atmosfer arasındaki ilişkiyi yeniden yorumlar. Bu yaklaşım, şehri sabit bir görüntü olmaktan çıkarıp, sürekli dönüşen ve hatırlama süreçleriyle yeniden kurulan bir deneyim alanına dönüştürür.
Mustafayev’in resimlerinde dikkat çeken en belirgin unsur, ışığın resimsel bir araç olmanın ötesine geçerek bir hafıza taşıyıcısı haline gelmesidir.
Gece manzarasında parlayan kent dokusu, bireysel ve kolektif yaşantıların izlerini taşırken; yüzeydeki parçalı renk kullanımı, zamanın süreksizliğini ve hatırlamanın fragmanlı doğasını görünür kılar.
Bu bağlamda sanatçı, kent manzarasını temsilden ziyade, bir “algı alanı” olarak ele alır.
Eserlerdeki mimari öğeler surlar, kuleler ve kıyı hattı tarihsel sürekliliğe işaret ederken, bütün bunları çevreleyen modern şehir dokusu ile kurdukları gerilim, geçmiş ile şimdi arasındaki geçirgen sınırları vurgular.
Bu karşılaşma, izleyiciyi yalnızca bir manzaraya bakmaya değil, o manzaranın içinde yer alan zamansal katmanları okumaya davet eder.
“Şehrin Hafızası”, istanbul’un romantize edilmiş bir temsilinden ziyade, onun çok katmanlı ve çoğu zaman çelişkili yapısını ortaya koyar
Mustafayev, kentle kurulan ilişkiyi görsel bir anlatıya dönüştürürken, izleyiciyi kendi hafıza haritasını yeniden düşünmeye çağırır. Böylece sergi, şehirle kurulan bağın yalnızca mekânsal değil, aynı zamanda duygusal ve zihinsel bir süreç olduğunu hatırlatır.