Atatürk ve Cumhuriyet düşmanlarının inandığı ama milyon kaynak varken okuyup gerçeği bir türlü öğrenmeyi düşünmedikleri, daha doğrusu okumaya üşendikleri için kendilerine anlatılanlara inanmayı tercih ettikleri söylem.
Lozan'da Türkiye ulusal egemenliğinden ve bağımsızlığından hiç bir taviz vermemiştir. Lord Curzon'un ismet Paşa'ya "Şimdi kabul etmediğiniz tavizleri cebimize koyuyoruz. ileride bizden borç istediğiniz zaman birer birer çıkaracağız" demiştir. Bu emperyalist ülkelerin Lozan Antlaşması'nı içlerine sindiremediklerinin bir işareti olmuştur.
Lozan Antlaşması'nda ismet inönü'nün her vesileyle vurguladığı Misakı Milli'nin ana hataları ise:
Mondros Müterakesi'nin Türkiye'nin düşman ordularının işgali altında kalan bölgelerinin geleceği halkın oylarıyla belirlenmelidir.
istanbul ile Marmara Denizi'nin güvenliği her türlü saldırılara karşı dokunulmaz olmalıdır. Akdeniz ve Karadeniz boğazlarının dünya ticaretine ve ulaşımına açılması konusunda bizimle birlikte diğer müttefik devletlerin vereceği karar geçerli olacaktır.
Azınlıkların hakları komşu memleketlerdeki müslüman halkların aynı haklardan istifade etmesi ilkesine uygun olarak benimsenip güvence altına alınacaktır.
Milli ve iktisadi gelişmemizi sağlamak için tam bir özgürlüğe ve bağımsızlığa kavuşmamız varlığımızın ve geleceğimizin ana ilkesidir. Bu nedenle siyasi, adli, mali ve benzer alanlarda gelişmemizi önleyici kapitülasyonlara karşıyız. Belirlenecek borçlarımızın ödeme koşulları da bu ilkelerle çelişmeyecektir.
Bugün Adalar, Batı Trakya, Musul ve Kerkük, yeraltı zenginlikleri gibi konular öne çekilse de Lozan Antlaşması'nda ana hedefimiz kapitülasyınların kaldırılmasıydı. Karşımızdaki emperyalist devletler de kapitülasyonların kalkmaması için yoğun çaba harcadılar.
Lozan Antlaşması'ndaki ortamı bence yeterince kafamızda kurgulayamıyoruz. Lozan görüşmeleri Kasım 1922'de başladı. 30 Ağustos'ta başlayan Büyük Taarruz sonucu izmir'in Yunanların elinden kurtarmış ve işgale son vermiştik. Ama bu tüm ülkenin kurtulduğu anlamına gelmiyordu. istanbul hala ingiliz ve Fransızların işgali altındaydı. Boğazdaki düşman zırhlıları demirlemiş durmaya devam ediyor, topları istanbul Tarafına bakıyordu. ingiliz ve Franzsız askerleri istanbul'da dolanıp duruyordu. Yunanlar da izmir'i terk etmişlerdi ama italyan, Fransız ve ingiliz gemileri de izmir Körfezi'nde halen demirli duruyordu. Türkiye Cumhuriyeti diye bir ülkenin kurulmasına henüz neredeyse bir yıl vardı.
Tablo'yu bu şekilde hayal edin.
Ege'deki adalar konusunda da saçma sapan tezlerden vazgeçin. Limni Adası'nın katipin yazmayı unutması nedeniyle elimizden çıktığı yazılıyor. Allah gerçekten akıl fikir versin. Muhtardan ikametgah senedi almıyoruz. Birçok ulusun dahil olduğu bir antlaşma bu. Türkiye de bir tek ismet inönü ile gitmedi. Yanında bir sürü diplomat da vardı. Ayrıca ismet inönü'nün branşı da coğrafya idi.
Lozan Antlaşması'nı bir iki günde üzerinde anlaşılan bir konu gibi göstermeye çalışıyorlar. Oysa bu antlaşmanı başlama ile bitmesi arasında 9 ay geçti.
Adalar konusunda gerçek şu: 1830 yılında Yunan isyanı ve bağımsızlık savaşı sonrasında imzalanan Londra protokolü sonrasında Eğriboz Adası, Mikanos, Santorini , Nakşa ve kuzey Sporadlar Yunanistan Krallığı'na bırakıldı. Sonrasında ise italya ile yapılan Trablusgarp Savaşı sırasında, italya Osmanlı'yı barışa zorlamak için On iki Ada'yı işgal etti. 1912 yılında italya ile yapılan Uşi Anlaşması sonucu bu adalar geçici olarak italya'ya bırakıldı. Ancak Balkan savaşları'nın başlaması sonucu güvenlik gerekçesiyle iade edilmedi ve uzun süre italyan yönetiminde kaldı. Ege Adaları üzerindeki en büyük darbe ise Balkan Savaşları'nda yaşandı. Osmanlı Donanması Haliç'te çürürken Yunan donanması Sakız, Midilli, Limni, Sisam ve taşöz gibi bizim için oldukça stratejik adaları işgal etti. 1913 yılında Londra Antlaşması'da büyük devletlerin (ingiltere, Fransa ve Rusya v.b.) adaların geleceğine karar vermesi kararlaştırıldı. 1914 yılında ise Gökçeada, Bozcaada ve Meis dışındaki tüm adaların Yunanistan'a verilmesi tebliğ edildi. Ama Osmanlı Devleti bunu tanımadı. Lozan Antlaşması'nda Ege'deki tüm adaların Yunanistan'a bırakılması istendi. Ama Çanakkale Boğazı'nın girişinde bulunan ve daha önce zaten bizim egemenliğimize bırakılan Gökçeada ve Bozcaada üzerindeki egemenliğimizi koruduk. Diğer adalar silahsızlandırılması kaydıyla Yunanistan'a bırakıldı. ikinci Dünya Savaşı sonrası yapılan Paris Antlaşması ile On iki Ada (Rodos, istanköy ve Meis dahil) silahsızlandırılmak kaydı ile Yunanistan'a bırakıldı. Türkiye bu antlaşmaya da dahil olmadı ama adaların mülkiyeti bu tarihte el değiştirdi. Bu yüzden adalar konusunda Lozan'ı sorumlu tutmak anlamsız.
Şubat ayu başında görüşmelere ara verilmeden hemen önce ismet inönü Lord Curzon ile yaptığı görüşme sırasında Lord Curzon kendisine "Türkiye'ye dönünce Meclis ve halka ne söyleyeceksiniz" sorusuna karşılık "Konferans Lord Curzon yüzünden sonuçsuz kaldı. Çünkü o konferansı sonuçsuz bırakmak için mücadele etti ve bir bahane bularak her talebimize karşı çıktı diyeceğim " demişti.
ismet Paşa'nın başarılı mücadelesi diğer ülkelerin heyet başkanlarınca da saygıyla karşılanmıştı.
Fransız baş delege "ismet Paşa mükemmel bir asker olduğu kadar mükemmel bir diplomattır" demiş, italyan baş delegesi " Lozan Konferansında Türk heyetinin temsilcisinin üstünlüğü kesindi. ismet Paşa her açıdan konferansa hakimdi. Büyük askeri başarısından sonra Türk tarihinde örneği olmayan siyasi bir zafer kazandı. Şahsen onun bu konferansta oynadığı büyük siyasi role hayranım" demişti.
ingiltere'nin en önemli devlet adamlarından Winston Churchill "Dünya Bunalımı" isimli kitabında "Lozan Antlaşması, Sevr Antlaşması'nın kesinlikle karşıtı oldu. Daha önce Türkiye, barışı dikta etmekle kalmayıp Türk devletini ölüme mahkum etmeye hazır olan büyük devletler, şimdi eşit koşullardaki görüşmelerde bulunmak zorunda kaldılar. Türkler istanbul'u yeniden ele geçirdiler ve Doğu Trakya'nın önemli bir bölümünü geri aldılar. yabancı devletlerin her türlü denetim ve yönetimi yok edildi, kapitülasyonlar kaldırıldı." diye yazmıştı.
ABD gözlemcisi John Grew ise "ismet Paşa Lozan'da büyük bir diplomatik zafer kazanmıştır. Bütün itilaf Devletleri diplomatlarının sırtını yere getirmiştir. Bu olayı inkar etmenin yararı yoktur. Belki de bu, Türklerin siyasi olarak kazandıkları en büyük zaferdir." demişti.
Rusya Dış işleri bakanı Çiçerin ise "12 yıl süren savaşlar sonucu zayıf düşmüş olarak kabul edilen Türkler dünya güçlerini dize getirdi" diye açıklama yapmıştı.
Ünlü tarihçi Bernard Lewis Lozan'dan şöyle bahsetmektedir "Lozan'ın Türkiye için en büyük önemi bugünkü Türkiye Cumhuriyeti'nin içine aldığı bütün topraklarda Türk egemenliğinin tam olarak kurulmasıdır. Aynı zamanda uzun yıllar boyunca bir aşağılama, boyunduruk sembolü ve öfke kaynağı olan kapitülasyonlar kaldırıldı. Böylece, Türkiye, Birinci Dünya Savaşı'nın yenilmiş devletleri arasında kendi yıkıntısı içinden yeniden ayağa kalkmayı başaran tek ülke oldu. Galip güçlerin kendisine dayattığı barış şartlarını reddetmiş ve kendi şartlarını kabul ettirmişti."
Tarihçi Toynbee de şöyle diyordu: "Türk delagasyonu Misak ı Milli ile belirlenmiş olan toprak konuları , kapitülasyonlar, borçlar ve diğer milli çıkarlar konularında bir adım bile geri atmamışlardır. Hemen her konudaki milliyetçi istekleri Lozan'da ihtilaf Devletleri tarafından kabul edilmiştir.
Dünya tarihinde bir eşi olmayan bir olayla karşılaşılmış, yenilmiş, parçalanmış bir ulusun, bu harabe içinden ayağa kalkması ve dünyanın en iyi ulusları ile eşit şartlar içinde karşı karşıya gelmesi ve bu büyük savaşın galiplerini dize getirerek istediklerini kabulk ettirmesi şaşılacak bir şeydir.
Neticede Lozan'da Türkiye büyük bir zafer kazanmıştır, yeni bir devletin ötesinde bir millet oluşturmuştur" diye yazmıştır.
Konferansın son aşamasında Başbakan Rauf Orbay ile ismet inönü arasında bazı sorunlar yaşandığı da doğrudur. Konferansın son aşamasında Yunanistan'ın savaş borcunu parayla ödeyemeyeceği anlaşıldığı sırada ismet paşa Yunanistan'ın Karaağaç'ın Türkiye'ye bırakılması ile borcunu ödeme çözümünün yegane gerçekçi çözüm olduğunu savunuyordu. Ancak Rauf Orbay aksi görüşteydi.
ismet Paşa Lozan Antlaşması'nın her noktası üzerinde mutabakatıyla varıldığını Ankara'ya bildirdi ancak birkaç gün boyunca antlaşmayı imzalaması için yetki telgrafı gelmedi. Bu durum ismet Paşa'yı çok üzdü ve Atatürk'e doğrudan doğruya başvurarak durumu anlattı.
Atatürk çektiği telgrafta antlaşmayı imzalamasını ve sonucunu bildirilmesini istedi. ismet Paşa bundan büyük mutluluk duydu, sevinci Atatürk'e coşkulu bir teşekkür mesajıyla belirtti ve antlaşmayı imzaladı.
ismet Paşa'nın Ankara'ya gelişinde kendisini karşılayanlar arasında Atatürk ve diğer devlet adamları vardı ama Rauf Orbay yoktu. Birkaç sonra da rauf Orbay Başbakanlıktan ayrıldı.
Nihayetinde alınan kararları beğenebilir ya da beğenmeyebilirsiniz. O günün koşullarını göz önüne alarak ve tabi denizlerimizde yabancı ülke zırhlılarının demirlemiş olduğunu da düşünerek hakkaniyetli davranın. elbette ben de en azından Midilli, Sakız gibi çok yakınımızdaki adaların bizde kalmasını tercih ederdim. Ama o dönemin koşulları altında, kendi gücümüzü de göz önüne alırsak bu pek mümkün değildi. Kaldı ki bu adalardan neredeyse 10 yıl önce çıkarılmıştık. Çıkarılmadan önce de ada nüfusunun çoğunluğu Rum kökenlilerdi. Osmanlı Devleti haliyle bu adaları tarih boyunca çok da önemsememişti.
Şimdiyse artık bu konuda içimizdeki ayrışmaların önüne geçmemiz gerek. Lozan bizim Türkiye Cumhuriyeti olarak doğacağımızın belli olduğu bir anlaşmadır. Sizi bir yerlerine takmayan, dört beş yıl önce parsel parsel sizi kaça bölüp kime ne verileceğini tartışan ülkeler karşımıza denk olarak gelip haklarımızı tanımıştır. Bizim başımıza da yeniden bir hal gelecek olursa içimizdeki bu ayrışmalardan dolayı gelecektir. Tarih boyunca bunu defalarca kez denediler, pek çok da başarılı oldukları olaylar oldu. Bu ülkenin adı Türkiye Cumhuriyeti olabilir ama ülkenin kuruluşunda Türk'ü kadar Kürt'ü, Laz'ı, Çerkez'i, Boşnak'ın v.b birçok vatandaşının kanı dökülmüştür. Aynı oyunlar yine oynanıyor ve oynanmaya da devam edecek. Bir arada durmayı başaramazsak var olmayı da başaramayacağız.