Neleri nerelere ne kadar çok doldurmuşum, nelerle nerelerim ne çok şişmiş. Belirsizlik denen illet ne çok yormuş beni. Yolda yürürken bedenimden gücüm nasıl da çekildi, nasıl da uyuştu ağzım ve ne biçim titredi kollarım ayaklarım, Ne zor ayakta kaldım. Kafamın üstünden musluk açılmışçasına bir ter boşalttım. Bunu bana işte canım, hep belirsizlik etti. Belirsizlik insana en büyük cezaymış, kırk yaşında öğrendim hayatım.
Kendimi zorla bir umumi tuvalete attım. Soğuk su yüzüme çarpınca ne yapıyorsun sen dedi sanki. Böyle yaşanmaz, böyle her an ölünür, git bir kere öl dedi. Suyun soğuğuna itiraz ettim. Bir bankta bir sigara içtim canım. Sonra düştüm yola, ama yol da dedi su haklı.
Yolu bitirdim, ağaçların arasına daldım, ağaçlar dedi, su haklı. Adımlar attım, sanki canını yakmak ister gibi ayaklarımı sertçe vurarak yürüdüğüm yol dedi, su haklı.
Canım işte, belirsizlik her an öldürüyordu. Bir kere öleyim dedim, bir kere ölmekten geri gelinir de, her an ölmekten nasıl geri gelinecek.