hele bir de kişi yiğitlik edip uluorta "vazgeçtim!" diye kendini bağlayıcı açıklamalarda bulunmuşsa. adeta tükürdüğünü yalatıyor insana bu his.
(bkz: vazgeçmek)
sen ne kadar yok sayarsan say, ne kadar bastırırsan bastır o denli kuvvetli fışkırıyor bilinçaltından. her zaman orada duran bir şey, ne hikmetse şimdi gözüne batar hale geliyor. sen kibrit çöplerinden bir şato yapmışsın da üstüne bir kuş tüyü yumuşak iniş yapmış gibi dağılıyor tüm mekanizman, çöküyor savunma sistemin.
her şeye ve herkese öfkeleniyorsun bir anda. özlenen şeyi hatırlatan bir eşya mı, kırıp atıyorsun; bir fotoğraf mı, çerçevesini yere doğru kapatıyorsun; bir mektup mu, yırtıp atıyorsun...
hatıralara saygısızlık ya da hatırlamaya karşı öfke... biz ne dersek diyelim, bunların hepsi özlem duygusunu tetikleyecek potansiyel unsurları budama faaliyetidir.
oysa kişi kendisine karşı biraz dürüst olup "her neyse işte özledim" dese tüm mesele bitecek belki de. ya da mesele tam olarak orada başlayacak. özlemin kendisi değil, vazgeçmeye rağmen özlemenin sebep olduğu güçsüzlük hissi insanı öfkelendiriyor. hınçla çöpe atılan şeyler muhataba değil, kendi acziyetimize olan öfkedir esasen.
vazgeçiyorsun ama içten içe özlüyorsun. etrafına söylediğin yalana kendin bile inanamadın henüz. yüzleş artık.