Ve yine bir sabah daha uyandım. Belki sıcak belki soğuk bir gündü; bilmiyorum, pek de umurumda olmamıştı zaten.
Her sabah yaptığım gibi aynaya baktım. Neden baktığımı bilmeden... uzun uzun baktım ve o gün, diğer günlerin aksine yansımamda kendimi göremedim. Gerçi diğer günlerde de doğrudan kendimi göremezdim ama sanki belli belirsiz seçebildiğim o izler de yok olmuş gibiydi.
Neydi, nedendi ve o güne kadar ortaya çıkmayan bu his neden tam da her şey düzelmiş gibi hissederken bana selam vermişti?
Bilemedim.
Sonra fark ettim ki ulaşmam gereken noktadan o kadar uzaklaşmışım ki. Yolumu o kadar uzatmış ve yalnızca uzatmakla kalmamış engebeli, zorlu yerlerden geçmeye çalışmışım ki... Bu yol beni yormuş.
Tek kelime: yorgunluk.
Hayır, ekliyorum: unutmak.
Unutmuşum. Öyle zorlaştırmışım ki işimi, nereye varmam gerektiğini bile unutmuşum. Ne için çabaladığımı, yol aldığımı unutmuşum.
Umarsızca yol almışım elbet bir yere varırım diye ama... gerçekten de varmak mı önemliydi? Bunu hesaba katamadım. Katmamışım.
Eğer kötü bir başlangıca varacaktıysam neden o kadar yol aldım? Neden kendime bile yabancılaşacak kadar yordum kendimi, uzaklaştım benliğimden?
Bilemedim.
Hadi her şeye yabancı hisseden ben, neden kendime yabancı hissettim aniden bir sabah? Neden tam o noktada durmadım, gerisine yetemedim?
Bilemedim.
Buna sebep oldum ve hiç de akıl erdiremedim.
Ya da yetti de... Bir yabancıya yaraşır şekilde kendime açıklamaya çekindim.
Öyle işte.