Başta Anne ve babanız olmak üzere bir yakınınız geliyorsa o gün, duygulanabileceğiniz bir gün olur. Sabah anne babanızla buluşup, iyi bir yerde güzelce bir kahvaltı edersiniz önce. Sonrasında bulunduğunuz şehri turlarsınız. Öğlen bir kafe bulup, beraber oturup çay kahve içersiniz. Sonrasında varsa bir avm'ye ya da çarşı'ya gider eksiklerinizi temin edersiniz. O anda bir şeyin farkına varırsınız: Sivil hayatın nasıl olduğunun... bir yakınınız ile daha önce yaptığınız sıradan bir eylemin aslında sizi duygulandıracağını hiç düşünmezdiniz oysa ki. O duyguyla dolaşırken bir park'a geçer bol bol muhabbet edersiniz. Özlemişsinizdir çünkü... hasret kalmışsınızdır bu hayata. Çünkü her sabah uyandığınızda her gün aynı askerî rutini tekrarlamaktan bıkmış usanmışsınızdır.
Neyse, akşam üstü birliğe teslim olmadan önce bir lokanta'ya girer beraber yemek yersiniz. O yemekten sonra birliğinize teslim olursunuz. O anda içinizde bir burukluk olur... koğuş'a geçtiğinizde bir gözyaşı akar yere. Daha 5 dakika önce anne babanızla iken, şimdi sayısız erkeğin olduğu bir odadasınızdır. Sanki bir gezegen'den başka bir gezegene ışınlanmış gibi hissedersiniz. Bu hissiyat çok güçlü olur. Bu durum yüzünden bir bakmışsınız ki; şafak (kalan günleri) sayma isteğiniz her zamankinden daha güçlüdür. Günler hızlıca geçsin diye dua edersiniz.