Gerçekten de istanbul dolmuş şoförleri üzerine bir rapor yazılsa, NASA mühendisleri bile “bu adamlar kaç çekirdekli işlemciyle çalışıyor?” diye sorabilir. Bir düşün: Adam aynı anda en az altı farklı işi yürütüyor. Bir yandan dar sokaklarda milimetrik manevralarla araç sürüyor, önündeki minibüsün frenini, arkadaki taksinin sabırsızlığını ve kaldırımdan aniden yola atlayabilecek yayayı hesaplıyor. Aynı anda kulak yarısı arkada; bir yolcu “abi iki durak sonra ineceğim” diyor, bir diğeri para uzatıyor, arkadan biri “bozuk yok mu?” diye soruyor. Şoför direksiyonu tek elle tutarken diğer eliyle para üstü sayıyor, gözleri aynada yeni yolcu arıyor, ağzıyla da yarı otomatik bir çağrı sistemi gibi “Kadıköy Kadıköy Kadıköy! iki kişi daha var!” diye anons geçiyor. Bütün bunların üstüne trafik ışıkları, daralan şeritler, motorlu kuryeler ve istanbul’un kendine has kaotik akışı da hesaba katılıyor. Bir çeşit biyolojik çoklu görev algoritması gibi; beynin bir kısmı sürüş fiziğini hesaplıyor, bir kısmı mikro ekonomi yönetiyor (kaç yolcu, ne kadar para), bir kısmı da müşteri hizmetleri departmanı gibi çalışıyor. Eğer bunu bir NASA mühendisine anlatsan muhtemelen şöyle derdi: “Bu insan operatör aynı anda hem navigasyon bilgisayarı, hem ödeme sistemi, hem de sosyal arayüz olarak çalışıyor.” Kısacası istanbul dolmuş şoförü dediğin şey biraz şoför, biraz muhasebeci, biraz hava trafik kontrolörü ve biraz da sokak psikoloğu; hepsinin birleşimi olan yaşayan bir multitasking makinesi gibi.