ben hristiyan-avrupalı değilim. boşnaklarda öyle olmadıklarını zor yoldan anladı. fransada ve rusyada bile boşnaklar kadar güzel insanlar (hepsi sırp kökenli, tıpkı pakilerin de özünde indian kökenli olması gibi, yahut uygurların çinli ) bulamayabilirsiniz. bu neyi değiştirdi ki. ben de avrupalıymışım, hristiyanmışım gibi davranmaya çalışsam bile her zaman konstantinapole'ü masum hristiyanlardan alan, milyonlarca rum kadınını cariyeye dönüştürüp ırzlarına tasallut olmuş, çocukları yeniçeri ocağıyla köleleştirmiş fetih devletinin kültürel bi varisi olarak algılanacağım. yeminli ateist olsam bile, bu neyi değiştirirdi? sonuçta soyumdaki her üç kişiden birinin adı ya muhammad, ya da ali değil mi? etnik açıdan rum yahut balkan kökenli olsam bile hiçbir şeyi değiştirmeyecek bu. ruhunu deccale kaptırmış bi kayıp ruh olacağım, (katolikler gözünde ortodoksların da pek bi değeri olduğu söylenemez gerçi) ta ki çeyrek hristiyan olmayı onaylayıp kendimi misyonerlere ispatlamak isteyene dek. her yılbaşında onlar gibi çam ağacı süslesem, amerikan-hristiyan ezgileriyle vakit geçirsem bile hiçbirinin gözünde beyaz bi hristiyan olmayacağım. beni medeni ve kamil bi ruh kılan şey, hristiyanlara özenmem değil, avrupa kültürünün birçok konuda ideali temsil ettiğine inanıyorum, ama bu hristiyanlıktan ziyade bu entelektüel, düşünsel, etik sorumluluk bilinciyle seküler kazanımlara dayanıyor. ben kıtanın vahşi kapitalist, antisemit, sosyal darwinist ırkçı yönünü de benimsemiyorum. benim için en değerli şey de o kültürün özündeki hümanizm ruhu. bireysellik, ifade hürriyeti, hür irade, özel mülkiyet, rekabet, sigorta ve sosyal sağlık sistemi, seçme seçilme hakkı, fırsat eşitliği gibi. seçtiğim şey ne komünizm, ne de kolektif ruhu, aile kavramını hiçe sayan, insanların sağlık ve eğitim ihtiyacını hayali varsayımlara atfeden liberalizm tahayyülü. benim için inanç da, dinde hayatın bi parçası. müslüman, hristiyan, yahudi ama ahlaklı adamı ateist ama bencil, ateist deist ama düşüncesiz ve hedonist bi insana her zaman tercih ederim. insanı makineleştiren, ruhsuz, tatsız tuzsuz ideolojik varsayımlara mutlak gerçeklik atfetmektense bizi insan olarak ele alıp biyolojinin içgüdülerin ötesindeki metafizik eğilimlerimizi de önceleyen sentezleri dinlemeyi tercih ediyorum. ama kimlik bizim her şeyimiz işte, kim olduğunu kabul etmeden tüm bunların ne anlamı var ki? ahlaklı bi insan olmanın, doğru bi ilkeyi takip etmenin, sadece bi başkasını taklit etmiş olur, o eyleme kendi özgünlüğünle yeni bi yorum da getiremezsin. kendini bulmak, kim olduğunu kabul etmek her bireyin harcı olmadığı için birçok millet de kabile düzeyinde ilkel düşüncelerle hareket ediyor, sürü psikolojisiyle. bir rüzgar dalgasından bi diğer dalgaya geçiyor, yaprak misali savruluyorlar.