benim yıllar önce yazdığım bir şiirdir. karlı bir istanbul sabahında yazmıştım ve yazarken de üst komşumun sen ne yüze ve gönül kardeşi bir insansın nidalarıyla irkilip kendimi bambaşka bir diyarda gibi hissetmiştim.
o diyar ki beni dünyadaki tüm haset ve nefretten arındıracak cinstendi. o dünyanın suyu sanki ruhu arındırmak için akıyordu. her damlası gönül şerbetinin damıtılmasıyla elde edilmiş ütopik bir dünyaydı burası.
neyse şiirimi eski klasörlerimden birinde bulunca tekrardan o ütopik dünyaya gitme fırsatı buldum ama tekrardan o dünyaya döndüğümde sevdiklerim orada değillerdi. sanki bir saat daha yanımda olsalardı bambaşka olabilecekti her şey. işte o anda o ütopik diye tabir ettiğim dünya bir anda distopik ve totaliter bir dünyaya dönüştü. o ruh arındıran gönül şerbetinin damıtılmasıyla elde edilmiş dediğim su, şimdi kin ve nefretle insanı içine çeken akıntılı bir ırmağa dönüştü. tekrardan kirlenmiş hissediyorum ama okumaya bir türlü başlayamadığım şiirimi okuyacağım zaman geldi de geçiyor bile.
ne yüce gönüllüyüm ne de gönül kardeşi
amacım bulmaktı kayıp sevdiklerimi
fikir alemlerine atıp kendimi
buldum dehlizlerdeki sevdiklerimi
istedim bir şeyler söylemelerini
fark ettim ki
artık değildi bu sözlere göre kulağım
sanki dönmüştü tersine her bir yanım
acılar içinde buldum kendimi bir nefret nehrinde
sevdiklerim ve sevebileceklerimin çehreleri nerede
kimse yoktu artık çevremde
bir kelime beni götürdü eskilere
geri dönmemek üzere
çok özledim be
duy sesim
dinlemesen de beni
anlamasam da seni
yine de duy sesimi
o kadar özledim ki seni
o kadar özledim ki seni