Ya arkadaşlar, Bulantı'yı okuyup da o Roquentin'in bunalımına girmeyen, hatta o korkunç "varoluşsal yalnızlığı" iliklerinde hissetmeyen varsa, ya kitabı tam anlamamıştır ya da hayatı fazla tozpembe yaşıyordur. Bu, dümdüz bir roman değil, Sartre resmen "Varoluş özden önce gelir" felsefesini alıp onu edebiyatın en estetik, en sarsıcı haliyle suratımıza çarpmış. O ağaç kökü sahnesi var ya, hani adamın gözünde her şeyin "fazlalık" olduğu an... işte orası zirve. O an, senin de mantık duvarın çatlıyor, hayatın düzeni bir anlığına anlamsızlaşıyor. Ağır, yavaş, evet, ama her cümlesi altı çizilesi, her paragrafı ayrı bir düşünce deneyi. Okuyunca "Ben kimim, niye buradayım?" sorusunu bir daha asla eskisi gibi geçiştiremiyorsun. Özgürlüğün dehşetini bu kadar ustaca anlatan, okuru bu kadar otantik olmaya iten başka bir eser daha yok. Edebiyat tarihinin en saygı duyulması gereken başyapıtlarından.