bilmediğin bir yolda yürüyorsun, bazı ilklerin aynı zamanda bir son olduğunun farkında olmadan. bir ağaç görüyorsun, bir daha görmeyeceksin. uzakta bir yerlerde belki bir çeşme, varlığından habersiz akıyor. sen olmasan da akacak. görüyorsun, dönüp dinliyorsun gelen şırıltıyı, bir daha ne görecek, ne duyacaksın.
bir evden çıkıyorsun mesela, seni önce kapının pervazı uğurluyor. bir daha altından geçemeyecek olmanın hüznüyle. dışarı bir adım, birkaç çiçek. bir daha su veremeyecek olmanın hüznüyle yüz çevirmiş onlar da. merdivenlere doğru attığın adımla karşında bir kedi, sanki bir şeylerin farkındaymış gibi sakin sakin sürtünüyor bacağına. aşağı iniyorsun, yukarıda annen. bir şeylerin sonu olduğunun farkında olmadan, tebessümle el sallıyor. senin ıslak gözlerinle kaldırdığın elin, belki bir daha kalkmayacak.
gözlerini açtığın ilk an, kapatacağın son ana gebe. güldüğün her anın gözyaşlarına gebe olduğu gibi. ve tüm ayık zamanlar, ağır sarhoşluklara gebe. olması gerektiği gibi...