ne kadar kaçsam ondan, uzakta, çok uzakta yaşasam da yine onda kalıyorum.
yemeğine ''benzer'' yemeği bulsam yerken ağlamak eksik kalıyor.
boş zamanlarımda hep kendimi bir türk filmine takılmış buluyorum.
gazetelerini okumayı bırakalı 4-5 sene oluyordur.
aslında türkiye'yi en iyi niteleyen cümle de bu galiba.
ne çeşit ülkedir ki bu türkiye desen, üç aşağı beş yukarı şudur:
gazeteleri okunmayı haketmeyecek, gazetecesinin yazmakla alakası olmayan, gazete patronunun şunun bunun adamı olduğu; doğruların söylenmediği, gerçeklerin bilinmediği, pembe hayaller mi satılmak istenen, yoksa düpedüz kötülüğün ardı arkası kesilmesin mi istendiğinin belli olmadığı ülke.
bu aslında ortadoğululuktan falan da ayrı bir şey.
1.5 yıldır ayrıyım. ne öğrendin, ne kazandın diye sorarsan, çok süslü cümlelerle, çok muazzam şeyler anlatılabilir.
çok laf salatasıyla çok yangın döndürülebilir ama ben buraya gelmeden önce kimsenin bana söylemediği bir şeyi öğrendim.
bazı şeyler sadece türkiye'de görülebilirmiş, türkiye'ye aitmiş ve bunlar müspet veya menfi bizim parçamız olmuş artık. galiba buna kültür deniyor. gerçi kültürün onlarca tanımı var, o konu uzar...
işte bütün bu şeyler... sevdiklerim veya sevmediklerim beni buraya kilitliyor.
zaman oluyor, türkiye'de, hele ki istanbul'da hayatta yaşayamayacağım kadar iyi yaşadığımı hissediyorum.
yaptığım mesleği türkiye'de yapsam ne 2 gün hafta iznim olur, ne mesailerim için para verirler, ne de hadi eyvallah diyip tatile çıkabilirim. işe 20 dakikada gidiyorum, eve dönüş de aynı. trafik yok, araba yok, ehliyet, ruhsat, dolmuş, metrobüs, vergi... hiçbirisi yok.
her şeye rağmen aklım da, kalbim de bir şekilde dönüp dolaşıp türkiye'yi buluyor.
diyorum ki kendi kendime, bırakayım bu işi; döneyim türkiye'ye... gerekirse ufak bir iş kurayım, ne bileyim, hayal olduğunu bile bile. nerden tutsan elinde kalır.
yani onca saçmalığa, onca haksızlığa, hatta manyaklığa karşın vatanımız, kültürümüz, dilimiz çok güzel.
bu hafta geleceğim. çok istiyorum, kırayım kafayı, bir kumar daha oynayayım ama...
bilirim, sonunda yine pişman ederler.
yine de neresinden baksan başka bir atmosfer, başka renk, başka hülya.