Karadeniz’de doğup büyüdüğüm için genel olarak sevmezdim, nadiren de arkadaşlık ettiğim görülmüştür. Doğu’da okul kazandım, aralarına o şekilde karıştım. Tabiiki de hepsini birebir tanımak gibi bir olasılığım olmadı ama benim tanıdığım insanların yüreği güzeldi, önyargılarımı büyük oranda kırdılar. Siyasi olarak birebir uyuşmuyordu görüşlerimiz hatta konusu açılınca genelde işin içinden çıkamıyoruz anadilde eğitim hakkı, biz zamanında çok zulüm gördük vb cümleler genellikle hepsinin ortak söylemleridir ama bir şekilde üstesinden gelebiliyoruz ortada bir yerlerde buluşarak.
Bu tuvalet ihtiyacını apartmanlarda görmenin,dolandırıcılığın ve hırsızlık yapmanın bana kalırsa Kürt olmakla alakası yok. Bu bir çeşit davranış bozukluğu ve hangi sosyal statüde yer alıp kendini ne kadar eğitebildiğinle alakalı, hangi ırka mensup olduğunu alakadar etmez diye düşünüyorum. Bu sebepten ötürü bireysel hataları koskoca bir topluluğa mal etmek doğru değil.
Ve şunu dile getirmek istiyorum, insanlara baktığımız zaman üniformalar, bayraklar ve din görmemiz ne kadar etik bir değerlendirme olabilir ki? Bunlar doğuştan kazanılan statüler zaten. Zülfü Livaneli’nin dediği gibi insan, sadece insan. Seven, acı çeken, acıkan, üşüyen, korkan bir insan. Ha Türkmüş ha Kürtmüş ya da başka bir ırka mensupmuş, ne fark ediyor?