feminizmin çıkış noktasında, kadına seçme ve seçilme hakkı verilmesine lişkin kavga yer alır.
1900'lü yılların başında tüm dünyada kadınlar seçme ve seçilme hakkından mahrumdu. hukuksal, toplumsal... adaletsizlik her alanda vardı. işte tüm bu eşitsizliğe karşı koyuştur feminizm.
feminizmin çeşitli boyutları var elbette ; hukuk alanındaki cinsiyet eşitsizliği de bunlardan birisidir.
yakın zamana kadar Türk hukuk sisteminde de kadına yönelik adaletsiz hükümler ve kararlar vardı. mesela "namus cinayeti" adı altında işlenen öldürmelerde cezai indirim uygulanıyordu. bu ne anlama geliyordu hiç düşündünüz mü? namusuna halel getiren kadını öldürmek bir nebze de olsa kanunlar önünde bu cinayeti meşru kılar demektir.
daha sonra medeni kanunda aile konutu diye bir kavram var. karı ile kocanın ortak hayatını yaşadığı eve aile konutu adı veriliyor. yakın geçmişte işte bu aile konutu sadece kocanın sahip olduğu/ kocanın mülkiyetinde olan bir evdi. bu da değişti....
daha düne kadar kadınlar kaymakam olamıyorlardı. neden? sırf kadın olduğu için. kritik makamlara sırf kadın olduğu için getirilmiyordu, ne kadar başarılı olursa olsundu.
işte feminizm toplumdan veya devletten ekstra bir hak talep etmez. sadece sırf kadın olduğundan ötürü eşitsizlik yapılmasına karşı çıkar.