burada doğmuş olman ya da sonradan yerleşmiş olman hiç fark etmiyor. bi kere suyunu içip havasını soluduğun an müptelası oluyorsun. bazen kaçıp gitmek istiyorsun daha sessiz sakin yerlerde kafanı dinliyorsun da nereye kadar.. bu seferde sessizlikten yalnızlıktan sıkılıyorsun. monoton hayata hapsolduğunu hissedip tekrar kaçıp geri dönüyorsun. başka bi yere farklı bir iş bulup çalışmaya kalksan buradaki iş imkanını başka bi yerde bulamıyorsun. darlanıyorsun da kendini yedi tepede bir oraya bir buraya vuruyorsun. bazen durup çamlıca'da 2 bira yuvarlıyorsun bazen tüm heybetiyle boğaz köprüsünün gölgesi altında çayını yudumluyorsun ince belli bardakta. hayatın süprizlerle dolu. burası istanbul abi 1 günde vezir de oluyorsun rezil de oluyorsun. belki de en büyük çekim zımbırtısı bu.. bu yazıyı ümit yaşar oğuzcan'ın şiiriyle kapatasım geldi. çok da severim;
evin içinde bir oda, odada istanbul
odanın içinde bir ayna, aynada istanbul
adam sigarasını yaktı, bir istanbul dumanı
kadın çantasını açtı, çantada istanbul
çocuk bir olta atmıştı denize, gördüm
çekmeğe başladı, oltada istanbul
bu ne biçim su, bu nasıl şehir
şişede istanbul, masada istanbul
yürüsek yürüyor, dursak duruyor, şaşırdık
bir yanda o, bir yanda ben, ortada istanbul
insan bir kere sevmeye görsün, anladım
nereye gidersen git, orada istanbul..