Yanlış yönlendirmelerle potansiyellerinin çok daha altındaki teknik işleri birer hedef olarak görüyorlar. Bunu üniversitedeki hocaları dahil herkes yapıyor.
Ondan sonra da Radyo, televizyon ve sinema okuyanlarla dalga geçiyorlar.
Öncelikle şunu söylemeliyim: Bu bölümün adı baştan yanlış konulmuş. Bu bölümün adı öğrencilerin düşüncelerini ve potansiyellerini baştan kısıtlıyor.
Hiç biri aslında yok. Ve çerçevemizi bu şekilde genel aldığımız zaman bu bölümün uğraş alanı çok daha genişliyor.
Türkiye'de yükseköğretim dünyanın çok çok gerisinde. Türkiye'deki iletişim fakültelerinde daha da geride. Radyo televizyon ve sinema bölümlerinde en geride diyebiliriz.
Bu gerilikler içinde en büyük görev öğrenciye düşüyor.
"Radyo-televizyon ve sinema" bölümüne giden kişinin amacı bir teknik eleman olmak olmamalı.
Bunu özellikle söylüyorum. iletişimde kullanılan Alet-edevatı kısa bir eğitimle herkes öğrenebilir.
Ama kitle iletişimin özünü herkes öğrenemez. Üniversitede de pek öğretmiyorlar.
Bu yüzden RTV-S öğrencisi her şeyden önce çok ama çok okumalı. Dil öğrenmeli. Dünyayı ve dünyanın gittiği yeri iyi takip etmeli.
Dersine giren hocalardan daha çok bilgili olmayı kendisine hedef olarak belirlemeli.
Sonra elimde alet - edevat yok diye de yakınmamalı. Kendisini acındırmamalı arkadaşlarıyla bir araya gelerek internet sayfaları açmalı, youtube kanalları açmalı. Onları yöneterek kendini yaratıcı yönden yetiştirmeli.
Kitle iletişimci illa yönetmen olacak diye de bir şey yok. Unutun.
Kitle iletişimciden, Radyo-televizyon-sinema öğrencisinden her şey olur.
yeter ki istesin. çok çalışsın. Çok okusun. kendini yetiştirsin.
Ve kendisi hakkında saçma sapan şeyler söyleyenleri, ufkunu daraltanları ve piyasaya maskara yapacakları dinlemesin.