istiklal marşımızın şairi mehmet akif ersoy'un hayatını sokaklarda geçirmiş, yoksul ve sefil bir hayat sürerek acı içinde vefat etmiş oğludur. polis kayıtlarında "kimsesiz" olarak geçmiştir.
çetin altan'ın anılarından;
--spoiler--
"1961, yahut 62'ydi. milliyet'teki odama, odacı bayram girdi.
-sizi biri görmek istiyor, dedi.
-buyursun
içeri traşı uzamış, üstü başı bakımsız, yaşlıca, çelimsiz bir adam girdi. hafif bükük bir boyunla:
- bendeniz, dedi, mehmet akif'in oğluyum.
bir anda ne olduğumu şaşırdım ve nasıl şaşırdım bilemezsiniz.
eski bir dostluk havası yaratmak istercesine:
- oooo buyurun buyurun, nasılsınız? türünden bir yakınlık göstermeye çalıştım.
o tavrını bozmadı:
- rahatsız etmeyeyim, dedi. sizden ufak bir yardım rica etmeye gelmiştim.
gökler mi tepeme yıkıldı; yer mi yarıldı da, ben mi yerin dibine geçtim; doğrusu fena allak bullak oldum…
tek yapabildiğim şeyi yaptım, cüzdanımı çıkarıp uzattım.
o, boynu bükük boyunla:
- siz ne münasip görürseniz, dedi.
cinnet cehennemlerinin tüm yıldırımları düşüyordu yüreğime"
--spoiler--
tüm bunların sebebi babasının bu vatanı gerçek anlamda sevmesi, istiklal marşı'nı yazdığı için kazandığı ödülü yine devlete bağışlaması mı acaba?
bülent ersoy'lar, muazzez ersoy'lar para içinde yüzdüğü bir ülkede neden mehmet akif ersoy'un oğlu olarak doğar ki insanlar?.