interstellar

entry826 galeri
    379.
  1. nolan kardeşlerin yazdıkları en kötü senaryo. bilim-kurgu değil, bilim-gerçek yapıyoruz diyerek lanse edilen ama mantık hatalarıyla dolu bir film.

    sürekli ayakları yere basan filmler yapmak üzere kariyerinde ilerleyen c. nolan, bırakın dış uzayı, dünyadaki gerçeklerden bile bi'haber.

    yakın gelecekte bitkilerin (dolayısı ile tüm yaşamın) yok olma tehlikesiyle karşı karşıya kalındığı bir dönemde geçiyor hikaye. ancak hiç gözünüzde dünya yanmış, yok olmuş gibi bir imaj oluşmasın, gayet güllük gülistanlık, milletin tarlasını ekip biçtiği bir dünya ile karşılaşıyoruz. en büyük sorun, devasa kum fırtınaları. bu yani. böyle bir zamanda abd hiçbir önlem almamış, koloni kurmamış, seçkinler için ütopik yaşam alanları yapmamış falan. tam halkçı bir film *

    bundan itibaren ağır spoiler içerir.

    1. kahramanızı eski bir nasa pilotu. nasa lağvedilmiş, vatandaşa git sen mısır ek demişler. o da bahçe işlerine kendini vermiş. ama çoook idealist. oğlunun mühendis olmasını istiyor. ama öğretmenleri 'mühendise değil çiftçiye ihtiyacımız var' deyip geri çeviriyor arkadaşı. ee tabi dünyada oksijen bitmek üzereyken aman bitkilerin gübreleri eksik kalmasın, ne gerek var mühendise.

    2. önce hayalet olarak tanımladıkları sonrasında mathew abimiz olduğunu öğrendiğimiz cisim bunlara mesaj gönderiyor. şifreyi çözüp sözde lağvedilmiş nasa'nın merkezine ulaşıyorlar. aslında kapatmamışlar, sadece underground çalışıp kimseye çaktırmıyorlar. nasa neredeyse bütün pilotlarını başka gezegene göndermiş ama nedense bu çok zeki bilim adamlarının aklına eski pilotlarını göreve çağırmak gelmiyor. mathew abi orayı bulmasa olaya dahil değil yani. nasa arkadaşı ikna ediyor 'gel yapma etme, sensiz bu görev olmaz' falan diyor, mathew abi de ''tamam'' diyor, ''dünyayı olmasa da insanları kurtaralım'' yola çıkıyor.

    3. neyse burada lazerli ışık şovları falan güzel, solucan deliğinden girip başka galaksiye ulaşıyor vatandaşlar. ama aynı sistemde 3 gezegen var. ikisinden olumlu sonuçlar gelmekte birisinden ses yok. neyse ilk olumluya yani yüzeyi su kaplı olanı deneyelim diyorlar. ama o da ne indikten 5 dk sonra kendileri sular altında kalıyor. abi gezegen su doluysa ve iner inmez önceki mürettebat öldüyse nasıl olumlu mesajı gönderdiler? bu arada dalgalarla mücadele sahneleri güzel. bu arada gezegende geçirdikleri birkaç saat normal zamanda 20 küsur yıla bedel. gemideki arkadaşın kılları ağarmış falan. neyse sonrasında buzlarla kaplı gezegene gidiyorlar. orada dr mann kişisine ulaşıyorlar. siz diyor ''bakmayın buralar buz, güneye indikçe hava ılımanlaşıyor'' deyip yürüyerek mathew abiyle ılıman yerleri görmeye gidiyorlar. o da ne mann kafayı sıyırmış, amacı nasa'ya burası iyi deyip araç göndermelerini sağlamakmış. bu durumda mathew abimiz ve ekibin kalanına 'dayanma gücüm kalmadı, korkularıma yenildim, hadi gidelim' demek yerine ekibi öldürmek daha mantklı olsa gerek tuzak kuruyor falan. neyse kavga dövüş atlatıyorlar. ee benzin bitti, 2 kişiyi 3. gezegene götürmez bu araba deyip ayrılıyorlar. hatun kişisi gezegene, mathew kişisi gargantua dedikleri kara deliğe giriyor (o kadar yol katetmiş karadeliğe girmeden dönülmez tabi)

    4. sağsalim kara deliğe girdikten sonra bir bakıyor 10 yaşında terkettiği kızına bağlandığı sevgi bağı bir kapı açmış, onun odasının her saniyesini içeren ilmek ilmek işlenmiş bir angora kazak, pardon 4. boyut. neyse işte geçmişe mors alfabesinden bir kaç mesaj atıp o büyük nuhun gemisi kılıklı silindirik aracı yapmalarını sağlıyor ve insanları kurtarıyor. tabi ben olsam şimdi bana kaybolan yıllarımı verseler soundtrackini tercih ederdim neyse. en sonunda görevi tamamlayıp sevdikleriyle buluşuyor falan film bitiyor. tam 80'lerin dünyayı kurtaran adam geyiği. bu arada uzaylı sandıkları şey aslında insanların bir üst levele evrilmiş hali imiş. 5. boyuttan geliyorlarmış, bize kolaylık olsun diye 4. boyuttan yardım etmişler. hayalet denilen de mathew abiymiş. kızına gelecekten kendisi mesaj yolluyormuş. böyle de bir paradoks koydukmu on numara bilim-gerçek filmi olur demiş üstadlar. *

    oyunculuk: acayip fos, mathew'ın tars (robot oluyor kendisi) ile konuşma tarzı nasıl salakça, ulan ne kadar gelişmiş olursa olsun robot o, ne kafa tutuyon, yok seni elektrikli süpürge yapcam falan iddialaşıyon, robotla robot olunmaz hacı. anne bacımız cat woman tiplemesiyle kurtarıyor falan da bilim insanı olmak için fazla şapşal. 2 oscar adayı jessica ablamız bile afallamış, oynayamamış. uzay mekiği içindeki diyaloglara girmek dahi istemiyorum. oyunculuğu iyi olan sadece muprh'ün 10 ve yaşlı hali.

    konu: 10 yılın en iyi bilimkurgu filmi diye lanse edilen filmden anladığımız, siz birbirinizi sevin dünya bir şekilde kurtulur, çok düşünmeyin bunları.

    efektler: tabi ki başarılı, yıl olmuş 2015, bütçe 165 milyon dolar.

    çekim teknikleri: ranger'ın kanat üstü kamerası çok ucuz duruyor. çok tekrarı yapılmış bir çekim tekniği ve ayrıca sanki karanlık odada güneşi temsilen bir el feneri yakıp karşısında ranger'ı yukarı aşağı oynatmışlar hissi veriyor (ki zaten öyledir).

    müzik: iyi ile kötü arasında kaldım. temposu güzel ama tek başına iyi mi bilmiyorum. birçok sahnesinde beni sunshine'daki kaneda'nın yandığı sahnenin yarısı kadar etkilemedi (ki japonları hiç sevmem :D)

    kısaca film oturulur, izlenir, birçok açıdan çoğu izleyiciyi tatmin eder, ama şahsen ben 1 yıl başkalarının tekrarı bir film izlemek için beklemedim. a space odyssey'in üstüne az dram yazınca interstellar olmuş, dram kısmını da biraz yüzüne gözüne bulaştırmışlar.
    ayrıca tars denen robot kişisi bile a space odyssey'deki monolit'in hareketli versiyonu.

    beynim yandı diyenleri görmekten benim beynim yandı. nesini anlamadınız?

    edit: bazılarınca herkes düşündü de c.nolan düşünemedi mi? diye ölümüne savunulan film. sürekli başkaları bizim yerimize düşündüğü için bu haldeyiz zaten. demek ki düşünmemiş, popülaritesine güvenmiş. eleştirim var ki eleştiriyorum. daha elle tutulur şeylerle gelin.
    1 ...